“ ‘Diplomatik küskünlük’ dediğim bu küskünlüğüm, kalp kırıklığımın acısından çok, bir mecburiyete dayanıyordu: Bize kötü davranan kişiye, aynı şeyi bir daha yapmasın diye bizim de bir ceza vermemiz ve gururumuzu korumamız gerekir.”
“Hiçbir şey olmamış gibi yapabilmek için, sıradan şeyler düşünmeye büyün gücümle kendimi zorladım. Tıpkı çocukluğumda ve ilkgençliğimde sıkıntıdan patlayarak metafizik düşüncelere kapıldığım zamanlarda olduğu gibi, kendime şu soruyu sorduğumu hatırlıyorum: ‘Ne düşünüyorum şimdi ben? Ne düşündüğümü düşünüyorum!’.”
“Hayatımın bir döneminin sona erdiğini, aklımın her zaman gerçekçi ve dürüst kalabilen sağlıklı yanıyla seziyordum artık; ama yalnızlıktan korkan telaşlı yanım, bu gerçeği bütünüyle kabul etmeme engeldi.”