Bu kitabı okurken tüylerim diken diken oldu deymini dibine kadar hissettim. Her bir yaşanmışlık öyle bir etkiliyor ki seni acaba diyorsun şu aldığım nefes bana helalmidir diye sorguluyorsunuz kendinizi. Okuduğunuzda satırlar satır değil asırmış gibi geliyor size. Bazı bölümler geldi yeter dedim piskolojikmen kaldırılcak gibi değil okumayı bırakcam dedim ama sonra ya peki ben yaşamadım sadece okuyorken bu kadar etkileniyorum bu yaşananlar bu yaşayanlar can değil miydi? Hiç basit şeyler olmamış biz çok basit düşünmüşüz. Ben tarih okumayı sevmem okumayı sevmediğin içinde tarih bilmem ama bu kitapta sadece savaşta bir kaç kişinin yaşanmışlığı anlatılışı bu kadar ağırken ne acılarla zorluklarla bir tarih yarattıkları varken nasıl olurda tarih bilmemem utanç verdirtti. Hani kendi kendine bu kitabı okurken ben yarın öbür gün bu toprak için canı-malı pahasına savaşmış olanlara ne dicem nasıl bende sizin savaştığınız bizim için canınızdan vazgeçtiğiniz bu topraklardanım dicem hangi yüzle diyebilcem. Oysa biz Çanakkaleyi bir şehir bir savaş yeri olmuşluk ve bitmişlik bir olay yeri diye bilirdik ama tarih bunu demiyor Çanakkale bir şehir değil bir dünya bir savaş değil bir kurtuluş bir varoluşmuş. Ne kadar aciziz ne zorluklarla kazanılan topraklara ne kör ne nankör olmuşuz. Şuan aldığımız nefesin bile hesabı varmış. Mehmet İhsan'ın dediği gibi" Tarih bir milletin hafızasıdır. Tarihine sahip çıkmayan, tarihini bilmeyen bir millet hafızasını kaybetmiş bir insana benzer." Acaba kaç kişinin, kaçımızın hafızası yerinde kaç kişi kendisinde,kendi bilincinde...
Düşünsenizde Bozyüklü Süleyman olduğunuzu tam muradınıza ermişsiniz evlenmişsiniz, evlilik üstünden 5 gün geçmiş- geçmemiş ve savaşa çağırılıyorsunuz aradan biraz zaman geçiyor herkesin dilinde Süleyman şehit olmuş