Eskiden nasıl olduğunu hatırlarsınız, güler yüzlü ve müthiş biriydi. Dönüştüğü o karamsar, suratsız, saplantılı halini görmediniz. Kalbi çok kırılmıştı. Bir ayda o cesur, umarsız oğlumun yorgun, mahvolmuş bir adama dönüşmesini izledim.
Kitabın ilk sayfasından gerçekliğin tokatını yediğim ve bu hayatı sadece kendim için yaşamam gerektiğine bir kez daha inandığım cümlelerle karşılaştım. Kitabı kısa sürede okudum. İvan’a üzüldüğüm, acıdığım (onun istediği şekilde) ve belli başlı noktalarda kızdığım anlar oldu en nihayetinde kitabı bitirdikten sonra kendime sorduğum ilk soru acaba bende yaşamam gereken hayatı yaşadım mıydı. İyi okumalar
Kimi zaman ufacık bir umut ışıltısı belirir gibi oluyor, kimi zaman da bir umutsuzluk denizi kudurmaya başlıyordu, ama hep aynıydı: Aynı acı, aynı keder, aynı iç sıkıntısı…
Tam kıyısındayım artık uçurumun. Ölüm kapıda beklerken, ben bağırsaklarımın derdindeyim. Nasıl etsem de bağırsaklarımın çalışmasını düzeltsem diye düşünüyorum. Oysa ölüm gelip kapıma dayanmış. Peki, gelen gerçekten ölüm mü ?