Okurken kendimi sürekli sayfaların içinde kaybolurken bulduğum Bitmesin Hikayemiz, benim için tam anlamıyla duyguların iniş çıkışını yaşatan bir yolculuk oldu. Cemal Ulu’nun sade ama etkileyici dili, daha ilk bölümde beni içine çekti. Hikâye boyunca karakterlerin yaşadığı kırılmalar, hayal kırıklıkları ve bir türlü kopamayan bağları öyle gerçekti ki, çoğu yerde “Evet, tam olarak böyle hissederdim” diyerek kendimi onlarla özdeşleştirdim.
Kitapta en çok hoşuma giden şey, aşkın sadece güzel anlardan ibaret olmadığını; bazen suskunlukların, bazen gecikmiş bir “anladım” bakışının, bazen de içten içe söylenmiş bir sitemin bile hikâyeyi bambaşka bir yere taşıyabildiğini hissettirmesiydi. Özellikle iki karakterin birbirlerine dokunmaya çalışan ama hayat tarafından sürekli savrulan ilişkisi, beni hem hüzünlendirdi hem de garip bir umut duygusuyla sardı.
Bir de kitabın büyüsünü artıran o şarkılar… Karakterlerin hislerini bazen kendilerinden daha iyi anlatıyordu. Hani bazı şarkılar vardır, sözleri tam kalbinin ortasına dokunur ya; işte kitapta yer verilen o satırlar da tam öyleydi. Aşkın yorgunluğunu, bekleyişin telaşını ve “bitmesin” diye içten içe fısıldanan dilekleri müzikle birleştirmeleri, hikâyeyi daha da derinleştirmişti. Sözler birebir değil belki ama his şu: “Gitme… Çünkü kaldığın her an, hikâyem biraz daha güzelleşiyor.” Bu duygu, sayfalardan taşacak kadar güçlüydü.
Bazı cümleleri durup tekrar okudum; bazı yerlerde ise içim burkularak “Keşke böyle olmasaydı” dedim. Ama kitabın en güçlü yanı da buydu: hem kelimeleriyle hem eşlik eden şarkıların ruhuyla okura gerçekten yaşatan bir hikâye sunması.
Son sayfayı kapattığımda ise hem içimde bir burukluk hem de sıcak bir huzur vardı… Çünkü Bitmesin Hikayemiz, gerçekten de bitmesini istemediğim bir hikâyeydi.