Herkes gibi büyüdükleri dünyada, herkesten farklı olarak gördükleri şey, yaşamanın aslında bomboş bir uğraş olduğudur. Ne vakit büyük bir arzuyla ona tutunmak isteseler, o, ketum kollarını esirgemiş, arzulusunu bir buz gibi güneşin insafına teslim etmiştir.
Çok şey istemiş ama istediklerini bir türlü gerçekleştirememiş, bu yüzden hayatları allak bullak olmuş insanların tarihi hazindir. Onlar ne yapmışlarsa düşle gerçek arasında sağlam bir köprü kuramamış, kurduklarını zannettikleri her seferinde, o köprüyü geçmek isterken, kendilerini talihsizliğin irmağında çırpınırken bulmuşlardır.
Hayatta her şey başlıyor ve bitiyor, kendi hikâyesi içinde tamamlanıyordu. Yarım kalan duygularıydı insanların; konacak dal bulamayan kuşlar gibi her gün batımında havada dolanıp duruyordu duygular öylece.