Hayatımda bir an oldu biri bana "sandalye
teorisinden" bahsetti.
O günden sonra bir şey değişti.
İlişkilerime ve o ilişkilerdeki yerime bir daha asla aynı
gözlerle bakmadım.
Fikir aslında çok basit ama güçlüdür:
Her insanın hayatında bir masa vardır.
Sana gerçekten değer veren insanlar, sen gelir gelmez sana bir sandalye çeker.
Sana yer açarlar.
Sana bakarlar.
Sen hiçbir şey istemeden kendilerini ayarlarlar.
Senin orada olman dogaldır.
Hoş karşılanır.
Görülür.
Ama bir de diğerleri vardır:
Seni ayakta bırakanlar.
Sanki fazlalıkmışsın gibi davrananlar.
"Oturmayı hak ediyor musun?" diye seni sınayanlar. Peki rahatsız edici gerçek nedir?
Eğer sandalyeni tekrar tekrar istemek zorunda
kalıyorsan
bu senin eksikliğin değildir.
Yanlış masadasındır.
Eğer sürekli ısrar etmek, beklemek ya da oraya sığabilmek için kendini küçültmek zorunda kalıyorsan bu senin hatan değildir.
Yanlış masadasındır.
Ama burada çoğu insanın fark etmediği başka bir
şey daha vardır.
Bazen insan yanlış masalarda kalmaya devam eder.
Çünkü çocukluktan gelen bir çekirdek inanç fısıldar:
"Yer istemek zorundasın." "Fazla yer kaplama."
"Şükret, sana bu kadar yer verildiğine"