Cam Şato serisinin 3. kitapla başladığını söyleyenler ne kadar da haklıymış, seri resmen bu kitapla birlikte boyut atladı. Artık sınırlı bir mekanda sınırlı karakterlerle kalmıyoruz, daha geniş bir kadro, daha epik bir evren, daha detaylı bir olay örgüsü ve çok daha katlanılabilir bir yazım tarzı. Kesinlikle şimdiye kadarki favorim oldu bir kitap.
Bu kitabın özwllikle Celaen'nın karakter gelişimine bu denli odaklanmasını çok sevdim. Artık geçmişini de bildiğm için karakteri daha çok benimsedim, onunla daha çok empati kurup tercihlerini daha iyianlamlandırabildim ve... çok üzüldüm. Suikastçının Hançeri'nden zaten Celaena'nın suikastçı geçmişine hakimdim ama bu kitapla birlikte daha derinlere, çocukluğuna indik ve ailesini, sevdiklerini, krallığını nasıl kaybettiğini ve nasıl da yapayalnız kaldığınız okudukça bir kahroldum ki anlatamam :")) Suikastçının Hançeri'nin son kısmında Kuzeyin Lordu ile yaşadığı anın neden o kadar dokunaklı olduğunu da çok daha iyi anladım. Çok anlamlı ve güzel bir detay olmuş, artık geyiklere aynı gözle bajmayacağım ehehe:') bir de neden Adarlan kralından o kadar korktuğu, onunla özellikle göz göze gelmemek için neden o kadar uğraştığı da anlaşıldı ama bana hala çok mantıksız geliyor. Adamın ona yaşattıklarını okudukça mahvoldum hem üzüntü hem sinirden ama Celaena onun şampiyonu olarak kelimenin tam anlamıyla ona hizmet etmekle övünüyor, onun takdirini kazanmaya çalışıyor, onun parasını yiyip kendi halkı sefalet içinde yüzerken onun sarayında yaşadığı lüksün tadını çıkarıyor ve onun en yakınlarıyla -hem oğlu hem en güvenilir adamıyla aşk yaşıyor... Gerçekten bakın yine sinirlendim, tam yazarın kurduğu mantığı takdir edecekken mantıksızlıklar yine daha ağır bastı nfhhdhh serinin okuduğum her kitabıyla birlikte ilk kitap daha berbat bir