Sevgililerini öldüren âşıkları düşünüyordu. İhanet gördükleri, beklenen vefayı bulamadıkları, karşı bir aşkın cevabından mahrum kaldıkları için değildi. Fazla sevmeye fazla sevilmeye tahammül edemeyen bir ruhun ıstırabını elden fırlayan bir bıçağın darbesiyle yok etmek isteyen mecnunları şimdi anlıyor, onların şuur buhranına makul bir açıklama buluyordu.
Hemen her zaman bu düşüncelere kapılınca nihayet kendi kendisiyle alay eden bir gülüşle ümitsizliğinden kurtulur, sanki bezginlik uçurumlarına daha fazla yuvarlanmamak için bir kahkahanın neşesine yapışarak fırlar, sıçrar, ayaklarının altına daha sağlam bir dayanak noktası koyacak bir zeminde tekrar ayağa kalkardı.
İnsanın hayatında bir dakika oluyor ki birdenbire o zamana kadar fark edilmemiş bir köşeden dönülmekte olduğuna dikkat ediliyor. Bu dakikada, o köşeden dönerken insan bir o vakte kadar geçilmiş denizleri, aşılmış basamakları, bir de köşeyi şu veya bu taraftan dönmek neticesiyle açılacak olan ihtimaller ufkunu düşünüyor; geriye ve ileriye atılan bu inceleyici bakış esnasında verilecek kararın mahiyeti o sırada geçerli olan ruh haline tâbi bir şeydir. Ufkun bir rengi, gece görülmüş bir rüya, o sabah size sevinç veya keder veren bir küçük hadise, hiçlerden oluşmuş bir sebep...
Onların aşk şarkısında yer yer silinmiş, artık ses vermeyen, yalnız şurasında burasında kopuk ezgi parçaları çıkarken birden bir cızıltıyla susan bozuk bir alet hali vardı.