İnsanın hayatında bir dakika oluyor ki birdenbire o zamana kadar fark edilmemiş bir köşeden dönülmekte olduğuna dikkat ediliyor. Bu dakikada, o köşeden dönerken insan bir o vakte kadar geçilmiş denizleri, aşılmış basamakları, bir de köşeyi şu veya bu taraftan dönmek neticesiyle açılacak olan ihtimaller ufkunu düşünüyor; geriye ve ileriye atılan bu inceleyici bakış esnasında verilecek kararın mahiyeti o sırada geçerli olan ruh haline tâbi bir şeydir. Ufkun bir rengi, gece görülmüş bir rüya, o sabah size sevinç veya keder veren bir küçük hadise, hiçlerden oluşmuş bir sebep...
Onların aşk şarkısında yer yer silinmiş, artık ses vermeyen, yalnız şurasında burasında kopuk ezgi parçaları çıkarken birden bir cızıltıyla susan bozuk bir alet hali vardı.
Şu halde bu iki matemin arasında hayatın akışına kendisini salıvermek lazımdı. Hayat böyleydi. Bütün hayatın esasları altında az çok gizlenen kendi kendini düşünmeler vardı.
Hayatının saadetinde sürekli bir endişesi vardı ki onu en mutlu saatlerin arasında bile arayıp bularak takip ederdi: Bu saadetin devam edememesi, bir gün, en beklenmeyen, en umulmayan bir dakikada bir darbenin bu saadeti kırıp mahvetmesi ihtimali…
Şimdi o soğuk akşam rüzgârı, dondurucu bir yokluk nefesi zulmüyle, biraz evvel burada kaynaşan hayat ve hareketten, toprakların derinliklerinden birden açılıvermiş bir uçuruma yuvarlanıp kaybolan bütün o gürültücü halktan sonra karanlık ve sessizlik saçarak, bu haraplık tablosunun hüzünlü ufuklarına gittikçe siyah sisler yığarak kara bir kefenle her şeyi örtmek istiyordu.