Düşün, düşün biz insanlardan evvel eskidiğimiz hâlde kaç insan eskitiyoruz? Bizim ıstırabımızı düşün!
Biz vücutsuz kalan bir elbise miyiz, yoksa elbisesiz kalmış bir ıstırabın vücudu mu?
Ölüler yaşıyor, ânlar yaşıyor; bütün hisler, fikirler, heyecanlar fezada, aklın gidemeyeceği kadar uzak ve başka bir iklimde ve muallâkta, dumandan buz hâline geçmiş billûr ve sivri kayalıklar şeklinde yaşıyor, her şey yaşıyor...
İçinden bir kere geçip, bir daha görmediğimiz bir sokakla, bir ölünün farkı ne?
O sokağı görmediğimiz ve bir daha görmeyeceğimiz hâlde yerinde sanıyoruz da, ölülerimizi, belki göreceğimiz hâlde yok biliyoruz. Bir inanış farkı...