Gece yarısıydı. Denizin kıyısında, tek başına bir taşın üzerinde oturan genç adam, karanlık suya bakarak kendi kendine fısıldadı:
“Hayat neden bu kadar zor? Neden hiçbir şey yolunda gitmiyor?”
Dalgalardan başka cevap yoktu. O an içinden bir ses yükseldi:
“Bazen en büyük cevaplar sessizlikten gelir…”
Genç adamın adı Mirandı. Aylardır iş arıyor, sevdiği kadına açılamıyor, sürekli panik ataklarla boğuşuyordu. Kendi kaderini ağır bir yük gibi taşıyordu.
O sırada yaşlı bir adam siluet gibi belirdi. Üzerinde eski bir cübbe, elinde bastonuyla genç adamın yanına oturdu. Miran tanımıyordu ama içinden bir güven hissetti.
Yaşlı adam, genç adamın yüreğini okur gibi gülümsedi:
“Evlat… Bu kadar karanlığa bakma. Karanlık, ışığın olmadığı yerdir. Ama ışıksızlık, ışığın yokluğu anlamına gelmez.”
Miran şaşırdı.
“Benim ışığım nerede peki?”
Yaşlı adam bastonunu yere vurdu.
“Sen adım atmadıkça ışık görünmez.”
Sonra gökyüzünü işaret etti:
“Orada bir yerlerde, Levh-i Mahfuz denen bir levha vardır. Allah’ın ilminde olan her şey onda yazılıdır. Ama sakın yanlış anlama evlat:
Allah bir şey yazdığı için sen yaşamazsın…
Sen yaşayacağın için Allah bilir.”
Miran derin bir nefes aldı.
“Yani ben hâlâ seçebilir miyim?”