Bugün çok büyük görünen şeylerin çoğu birkaç yıl sonra aynı ağırlıkta kalmıyor. Para, makam, insanların sözü, kaygılar, beğenilme isteği… Bunlar insanı bir süre oyalar ama kalbi tamamen doyurmaz.
Korku eksik demek:
Sadece “cehennemden korkuyorum” diye ibadet eden insan ibadet eder ama kalbi hep gerilimde kalabilir. Korku insanı başlatır, durdurur, sınırda tutar; ama tek başına kalbi ısıtmaz.
Menfaat sınırlı demek:
Sadece “cennete gireyim, duam kabul olsun, işlerim düzelsin” diye ibadet etmek de bir seviyedir; kötü değildir. Ama bu da alışveriş gibi kalabilir: “Ben yaptım, Allah versin.” Kalp burada hâlâ beklentiye bağlıdır.
Allah sevgisi özgürleştirir kısmı burada başlıyor.
Çünkü insan Allah’ı sevince ibadet artık sadece “mecburiyet” gibi değil, yakınlık gibi olur.
Namaz: “Üzerimden borç düşsün” değil,
“Rabbimin huzuruna çıktım.”
Dua: “İstediğim hemen olsun” değil,
“Beni duyan var.”
Sabır: “Niye benim başıma geldi?” değil,
“Ben yalnız değilim, Rabbim görüyor.”
Tevbe: “Mahvoldum, bittim” değil,
“Kapı hâlâ açık.”
İşte özgürlük bu:
İnsan artık sadece insanların onayına, dünyanın gidişine, korkularına, geçmişine, kayıplarına bağlı yaşamaz. Kalbin merkezi değişir.