-Ağlama yavrum, her şey geçer...diyordu.
Her şeyin geçeceğini bilmek için onun yaşına gelmek lâzımdı. Hem, her şey geçer ama, saçlarının rengini siler, gözlerinin alevini kapar ve derinin üstüne kara kalemle bir sürü çizgiler çizer.
Keşke kocası ölseydi... Ölüm bir ev yıkabilir ama kadının ruhunda aile imanı sağ kaldıkça yeni evler yapmaya iktidarı vardır. Aldatan kocalar yalnız ev değil, zevcelerinin imânını da yıkıyorlar.
Kalpten kalbe yol vardır. Bu yol dardır, oradan çok ince duygular geçer. Susarsanız, susarım, anlaşırız. Zekâmızın kelimeleri sevdiği kadar kalbimiz bunlardan nefret eder. Kalbimizin dili sükuttur. Çünkü hiçbir duyguya isim verilemez. Kendilerine birer ad taktığımız duygular, şuurumuzda kabuk bağlamış, aklileşmiş ve kalple rabıtasıni kesmiş kalb unsurlarıdır. Kelime kalpazanlığı yapmadan konuşmak sırrını kalb bilir.
Her saadette eksik bir şey vardır. Her saadette bir felâket unsuru vardır; bu mahrum olmak korkusudur, o saadetten mahrum olmak korkusu; ve sonra, biliriz ki saadet bitecektir. Bunu bilmek saadetin felâketidir.