Alçakgönüllü, alışkanlıklarını ve felsefeden başka bir uğraşısı olmadığını bildiğimiz Sokrates, başta öğrencisi Platon olmak üzere Yunan gençleri üzerinde giderek yükselen bir etki yaratır. Öylesine büyük bir hayran kitlesine sahip olur ki çoğu onun bazı alışkanlıklarını taklit etmeye başlar; onun gibi yalın ayak yürürler, yıkanmazlar. Hatta bu grup özentisini alaya almak için Aristophanes Kuşlar adlı komedyasında bir terim icat eder, uzun saçlı olurlar, açlık çekerler, yıkanmazlar.
Türk kadını sokağa zor çıkarken, Polonyalı bir kadın gazeteci Türkiye’de savaş alanını ziyaret ediyordu. Varlığı, ileri bir toplum ile Türkiye arasındaki büyük ve derin farkı göstermekteydi. Almanca bilenlerle konuştu, tartıştı. Bilgisi ve ağırbaşlılığı ile herkeste saygı uyandırdı. Kadın yattıktan sonra, subaylar, savaş fırsat verdikçe, kendi aralarında dertleştiler. Köyde yalnız baş örtüsü vardı. Çünkü kadın yapması gereken binbir çeşit işi çarşaf ve peçeyle yapamazdı. Örtünme kasabalarda başlıyor, şehirlerde sıkılaşarak devam ediyordu. Buralarda köydeki işlere benzer iş yoktu. Büyük çoğunluğu ev kuşuydu. Bir kurmay dedi ki:"Bir yandan kadınların birinci ve asıl görevi analıktır, çocuk yetiştirmektir, analık kutsaldır diyoruz, öte yandan da kadınları körkütük cahil bırakıyor, çocuklarının önünde aşağılıyor, hatta dövüyoruz. Bir çok açıdan tedaviye muhtaç bir toplumuz.