Hayır, bir öteki aramıyorsun. Öteki biziz. Her birimiz maceramızı anlatacağımız ve macerasını dinleyeceğimiz, gönlünü gönlümüze, kulağını kalbimize, yarasını yaramıza bitiştireceğimiz, halden bilir bir kimse arıyoruz. O kutlu mağara arkadaşını arıyoruz...
Sen bir insan arıyorsun. Yüreğin sızısını ve varoluşun ürpertisini yüklenecek bir arkadaş. Ruhun uçurumundan aşağı birlikte kendini boşluğa bırakacak bir yaren. Istırap meyhanesinde kalp tokuşturacak bir sarhoş. Aynı hamurdan ve aynı çamurdan yoğrulduğun parçanı arıyorsun...
Elemde bir lezzet varsa eğer, bu en çok ayrılık eleminden yorgun düşmüşlere yakışır. Vuslatta değil aramaktadır o lezzet, bulmakta değil kaybolmaktadır. Aramayan kaybolmaz, kaybolmayan bulunmaz.
Ama buraya senden önce gelmiş birisi vardı. O da seni, senden önce bu dağ başındaki mağarada arıyordu. Sen onu ararken, o da seni arıyordu aslında. Arada özleyişin yarattığı titreşimler olmasa, ruhlarınız birbirinin kıyısından bile geçemezdi; ama ne çare ki şimdi hep birbirinizin kıyılarında yürüyor ama birbirinize varamıyordunuz. Ne sen onun seni aradığının farkındaydın, ne de o senin onu aradığını biliyordu...