Sizlere kitapla ilgili o kadar çok şey anlatabilir ve yazabilirim ki bir an olsun sıkılmam ve yorulmam!
İlk sayfalarda neden bu kadar çok detay var diye söylenirken sonlara doğru keşke daha detaylı yazsaymış derken buldum kendimi.
Kitapla aramda pardon Kaine Ferron ile aramda muazzam bir bağ oluştu. Öyle duygular içerisindeyim ki kitabı nasıl anlatacağımı kestiremiyorum.
Kitapta konu netleştiğinde evet bu kitap beni üzecek demiştim ama böylesi bir etki bırakacağını hiç düşünmemiştim.
Kaine'i o kadar çok sevdim ki, onun o vageçmişliğini, yalnızlığı yaşadığı trajediyi ve Helena'ya tutunma çabasını hepsini ruhumda hissettim.
Fantastik bir kitabın bu denli çarpıcı ve yıkıcı olabileceğini kim düşünebilirdi ki.
Kitap üç ana bölümden oluşuyor.
İlk bölüm gününüzde başlıyor. Bazı isimleri okuduğumızda aslında hepsinin öldüğünü öğreniyoruz. Geride Direnişin şifacısı Helena' kalıyor o da yıkımın içinde yakalanıp bir kapsülün içine hapsediliyor. Kitapta onun bulunmasıyla başlıyor.
Kendisinin hafızası silinmiş ve derinlerde saklanmış bilgilerin geri gelmesi için Kaine Ferron'un himayesine giriyor.
Bu kısımlardaki detaylar ben ne okuyorum dedirtebilir. Ama sabredin asıl olay hemen bu satırların devamında başlıyor.
Sonra kitabın ikinci kısmına; dört yıl öncesine geçiş yapıyoruz. İkinci kısımda olaylar o kadar sarsıcı ve sürükleyiciydi ki kime neye üzüleceğime şaşırır hale geldim.
İkinci kısımı okuduktan sonra dönüp birinci kısmı tekrar okuma isteği kaçınılmaz. Çünkü taşlar tam anlamıyla yerine oturuyor ve bu bilinçle okumak daha bir anlam kazanıyor.
Üçüncü kısım ise birinci kısmın sonunun kaldığı yerden devam ediyor.