Olmayan günlerdi.
Olmayan günlerin saatleriydi kayan ya da çalmayan.
Üçgen bir gökyüzü açısından bakıyordum günbatımına.
Geceleri tüm genişlik ve yokoluyordum güvencesi güç ay ve yıldıztakımı altında,
Sen ne getirdin bana çocukluğundan?
Şen kahkahalar ulumalar donakalmalar mı?
Üzüncün senin hangi çağrışımlara uzandı benim eskil saatlerimde?
Geçmişsiz ve geleceksiz suç sevinçleri, deniz kıpırtılarınca yürek dalgalanmaları?
Titreyerek uçurulan köpükten balonlar, anlık aşkın tasarımlar mı?
Ve bu an itelediğim ilençlediğim,
kutlandığım, tapınarak sarmalandığım
bu anda
Toprakla kapanmış bir deniz cesedi üzre
oturmuşum o ak melek tenli tahtın
gülünç taslağında...