Fiorabella

Kendi filimizi eğitebilir miyiz?
9/10
·328 syf.··
2025 18. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 14 Aralık 2025 13:10
Jonathan Haidt’in Mutluluk Varsayımı adlı kitabı, mutluluğu ulaşılması gereken bir hedef gibi sunmamış; aksine, onun neden bu kadar karmaşık, çelişkili ve bazen de kırılgan olduğunu anlatmış. Kişisel gelişim kitaplarının sıkça başvurduğu “pozitif düşün, mutlu ol” yaklaşımının dışına çıkarak okuru daha gerçekçi bir sorgulamaya davet etmiş. Haidt’in temel savı, insan zihninin tek parça olmadığıdır. Akıl ve duygu, mantık ve içgüdü çoğu zaman uyum içinde değil, çekişme hâlindedir. Yazar bunu “fil ve fil sürücüsü” metaforuyla açıklamış. Fil, duygularımızı; sürücü ise aklı temsil eder. İnsan kendini çoğu zaman mantıklı kararlar alan biri olarak görse de yönü belirleyen genellikle duygulardır. Bu bakış açısı, insanın neden bildiği hâlde aynı hataları tekrarladığını anlamlandırmaya yardımcı olmuş. Kitap, Antik Yunan felsefesinden Budizm’e, modern psikolojiden nörobilime kadar uzanan geniş bir çerçeve sunmuş. Ancak bu çeşitlilik okuru yormamış, Haidt akademik bilgileri gündelik hayatla ilişkilendirerek aktarmış. Bu sayede kitap, yalnızca bilgi veren değil, okuru düşünmeye zorlayan bir yapıya bürünmüş. Kitap boyunca şu düşünce sık sık kendini hissettiriyor: Mutluluk, sürekli iyi hissetmek değildir. Hayatın içinde acı, kayıp, hayal kırıklığı varken kesintisiz bir mutluluk mümkün değildir zaten. Haidt, tam da bu noktada okura dürüst davranmış. “Hep mutlu olmalısın” baskısını kırıyor. İnsan olmanın biraz da eksik, biraz da dağınık olmak olduğunu kabul ettiriyor Mutluluk Varsayımı’nı özel kılan şeylerden biri de şu: Okura yukarıdan bakmıyor. “Böyle yaparsan mutlu olursun” demiyor. Daha çok “İnsan böyle çalışıyor, sen de böylesin” diyor. Bu yaklaşım insanı yargılanmış hissettirmiyor; aksine anlaşılmış hissettiriyor. Bazen bir kitabın insana verebileceği en büyük şey de
Mutluluk VarsayımıJonathan Haidt · Diyojen Yayıncılık · 202512 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·120 syf.··
2025 15. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 15 Ekim 2025 16:11
~ İnsana insan gerek, bir can yoldaşı gerek. Kitap, Büyük Buhran döneminde Amerika’da geçen ama aslında her döneme seslenen bir hikaye. İki yol arkadaşı, George ve Lennie’nin dostluğu üzerine kurulu. Ama inanın bana, sadece bir dostluk hikayesi değil bu. İnsan olmanın, hayal kurmanın, hayata tutunmanın ne kadar zor olabileceğini öyle sade ama derin anlatmış ki… George zeki, sorumluluk sahibi bir adam. Lennie ise kocaman bir çocuk aslında; bedeni büyük, kalbi ondan da büyük ama zihni bir çocuk kadar saf. Onların küçük bir hayali var: kendi topraklarında yaşamak, kimseye muhtaç olmadan özgür olmak… Ama işte hayat, özellikle bu dünyada “masumlar” için kolay değil. SPOİLER!! Şimdi biraz daha açalım hikayeyi. George’un Lennie’ye olan sevgisi öyle bir şey ki; kardeş, baba, arkadaş hepsi bir arada. Lennie’nin bilmeden yaptığı hatalar birer birer onları sona götürürken George’un omuzlarına yüklenen vicdan, insanı boğuyor. Steinbeck öyle bir yazmış ki, o son sahnede nefes almak bile zorlaşıyor. George’un gözünden bir damla yaş düşmeden önce senin kalbine taş gibi oturuyor zaten. Biraz karakterlerden bahsedelim: Lennie: Masumiyetin ta kendisi! Kelebek görse ürkmez, taş atmaz; sever ama o sevgisi bazen farkında olmadan zarar verir. Onun suçu yok, ama bu dünya “farklı” olanları affetmiyor. George: Bazen sabrı tükeniyor, bazen sinirleniyor ama vazgeçmiyor. Lennie’ye olan sevgisi, aslında insanlığın hâlâ ölmediğinin kanıtı. Candy: Yaşlı bir işçi… Onun köpeğiyle kurduğu bağ beni mahvetti. Çünkü o köpek, yaşlanınca “işe yaramaz” olduğu için öldürülüyor. Aynı mantıkla, bu sistemin yaşlıyı, güçsüzü, safı nasıl ezdiğini anlıyorsun. Curley: Kompleksli, küçük bir adam. Gücü ancak zayıf olandan çıkaranlardan. Benim düşüncem şu: Steinbeck aslında bir dönemi değil, her dönemi
Fareler ve İnsanlarJohn Steinbeck · Remzi Kitabevi · 2005211,4bin okunma
9/10
·112 syf.··
2025 13. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 03 Eylül 2025 00:27
Ömer Seyfettin, okumayı sevdiğin hikaye yazarlarından. Perili Köşk isimli eseri de hiç sıkılmadan okuyabileceğiniz kitaplardan biri. Okurken keyif alacağınıza eminim.. İçeriğine gelecek olursak kitapta toplam 9 kısa hikaye var. İlk iki hikayesi bağlantılı. (Bundan dolayı hepsi bir hikaye sandım *ağlayanemoji ) Hikayeleri tek tek inceleyecek olursam (spoiler vermeden yazmaya çalışacağım) ~Primo Türk Çocuğu Nasıl Doğdu? Kenan adında bir karakterimiz var. İtalyan bir hanımefendiyle evleniyorlar. Primo, bu çiftin evladı. Primo; Selanik'te İtalyan adetleriyle büyüyen bir çocuk. Çünkü babası Türk olduğunu unutmuş bir mason. (Mason anladığım kadarıyla bir din topluluğu gibi bir şey) Hikayemiz Trablusgarp Savaşı sırasında geçiyor ve Kenan Bey'in başına taş düşmüş gibi oluyor. Primo da Türk olduğunun farkına varıyor diyebiliriz.. ~Primo Türk Çocuğu Nasıl Öldü? Babasıyla birlikte memleketinde yaşamaya devam eden Primo (artık Türk ismi de var ama spoiler olur diye söylemiyorum) Türklüğünü iyice benimsemeye başlar. Ancak Balkanlar'da harp dedikoduları çıkmaya başlar. Hikayede Primo'nun hayatından bir örnek verilmiş. AMA HİKAYE BURADA BİTİYOR!! Savaş çıktı mı, Primo'ya ne oldu, askere katıldı mı... Bütün bu sorular cevapsız kalmış.. Primo'nun hayatını bir roman olarak yazılsaydı kesinlikle okurdum. Bu hikaye yarım kaldığı için 1 puan kırdım.. ~Gizli Mabet Hikayede karakterimiz Frenk isimli Avrupa'dan gelen beyefendiyi süt annesinin evine götürüyorlar. Orada konaklıyorlar. Türk kültürünü incelemek için evi gezen Frenk, bir oda bulur. (Namıdeğer "gizli mabet") Bir yanlış anlaşılma hikayesi, tatlıydı beğendim. ~Perili Köşk Kitabın da ismini aldığı hikaye.. Ev arayan Sermet Bey, bir köşk görür. Bekçinin uyarısıyla köşkün perili olduğunu öğrenir. Bu tarz olaylara
Perili KöşkÖmer Seyfettin · Elips Kitapları · 20164,166 okunma
Okuyun, okutun!!
10/10
·480 syf.··
Beğendi
·
2025 10. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Ağustos 2025 03:36
Kitap, Yeni Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Bulgaristan'da yaşayan Türklerin yaşadıklarını anlatıyor. Her türlü asimile etme yöntemlerini kullanıyorlar. Yıllarca Osmanlı topraklarında rahatça yaşayanlar maalesef nankörlüklerini en acı şekilde gösterdiler. Ana karakterimiz İlay (okurken öyle bir bağ kuruyorsunuz ki...) Türklüğünden utanmayan bir genç. Ancak öyle bir sevdaya düşmüş ki... Mehmet Ali! Kitap, genç kızımızın bütün mücadelesini anlatıyor. Kesinlikle herkesin okuması gereken bir eser. Bizim mücadelemizin sadece Anadolu'da olmadığını çok güzel bir şekilde anlatmış. SPOİLER!! Şimdi biraz daha açalım hikayeyi... Gerçi hikaye demek az kalır; bu yaşananlar, bir direniş destanı, bir haykırış, VATAN MESELESİ! Biraz karakterleri tanıyalım: İlay: Dedesinin yetiştirdiği Türk Kızı! Okullarda anlatılan masallara inanmayacak kadar zeki, güzeller güzeli sarı kız(diğer sarı kızı da unutmayayım. masum bir melek) Mehmet Ali'ye öyle bir sevdalı ama söz konusu vatansa ne aile kalır ne de sevda(kendi dizelerimle cevap vermiş olayım:)) Mehmet Ali: (Umarım hakaret etmeden yazabilirim) Bulgaristan'da ezik(!) bir Türk olarak yaşamaktansa Bulgarların beynini yıkamasına müsaade veren, bencil, korkak bir karakter(karakter olduğunu sanmıyorum ama neysee) aynı zamanda narsist olduğunu düşünüyorum. Birlikte olduğu kadınları aşağılayan bozuk y kromozomu! İlay'ın babasına da değinmek istiyorum. Karısı sırf kız çocuk doğurdu diye(sanki bunu kadın belirliyor) aşağılık müdaalesi yapan bir tip. Ama vatan için iş yaptığını öğrenince şaşırmıştım.. Arif: Kitaptaki en sevdiğim karakter olabilir(rüyama bile girdi). Sana sayfalarca yazmak isterdim ama çok uzun olacak:) Vatansever ve söylediği her sözde haklı olur mu bir insan? Arif öldükten sonra toplayamadım kendimi zaten. Ah be Rıza
Çiçekler BüyürEmine Işınsu · Bilge Kültür Sanat · 20121,911 okunma