Merhamet, acıma ve duayla; nefret, iştahlı bir tükürükle; korku, titrek ruhuyla; aldırışsızlık, boş gözlerle yaklaşırdı darağacına. Hayata bakmak gibi ölüme bakmanın pencereleri de ayrı ayrıydı çünkü.
Bir kere bile bağlılığın iplerini isyanın markasıyla doğramayı geçirmedim aklımdan. Tanrı'nın yazgısını, yine Tanrı'nın hoş göreceği başka bir yazgıyla değiştirmeyi de düşünmedim.
"Bir yol nereye gider?" diye sordu kendine. "Nereye gider bir yol?" İnsan, ancak adresi olmayan bir yolcuyu uğurladığında yolların bilinmezliğini keşfediyordu. Giden, bir tek yola gidiyor, kalan, sayısız pek çok yolun sır dolu düğümlerini çözmeye mahkum oluyordu. Kendisinden ayrılanın, ölümün yoluna mı, ihanetin yoluna mı, yoksa tekrar kavuşmanın yoluna mı girdiğini asla bilemezdi insan. Uğurlayan, uğurladığıyla beraber pek çok mesafeye bölünüyordu işte. Başka başka dağlardan geçen, başka başka kentlere varan, başka başka hanlarda konaklayan ve belki de başka başka kadınlarda avunan pek çok yol!