Hırs, insanın varoluşundaki ilk maddedir bana sorarsınız. Çünkü her zaman, her savaşta o ağır basar. Buna Tanrı bile mâni olamaz. İnsan her zaman kendi çıkarları ve istekleri için her şeyi berbat etmenin bir yolunu bulur. Cennette yaşasa bile... Oradan kovulmanın bir yolunu illaki bulur. Çünkü insanın varoluşundaki ilk madde sevgi değil, hırstır. Biz karanlık varlıklarız. Hepimiz öyleyiz. Hepimizin kötülüğe eğilimi var.
Bana hiçbir zaman mutlu olmayacak bir insanmış gibi geliyordu. Ne yaparsa yapsın... Gerçi mutluluğu kovalamak için bir şey yaptığı da söylenemezdi. Bunun için hiçbir çabası yoktu. Yine de hayatta her şey istediği gibi gitse bile hiçbir zaman mutlu olamayacakmış gibi hissediyordum.
Aramızda görünmez bir ipliğin makasla kesildiğini hissediyordum. Zaten zar zor kurabildiğimiz o bağ şimdi paramparça olmuştu ve ikimiz de gerçek hayatta olduğumuzu idrak ettiğimiz sürece, bir daha bir masal yaşıyormuş gibi birbirimizi kandıramayacaktık.
Büyümek, her noktada sinir bozucu bir şey. Dünya eskisi kadar güzel gelmiyor, her renk soluyor, her şey yavaş yavaş karanlığa boğuluyor ve bir daha hiçbir zaman tam anlamıyla hissedemiyorsun. En kötüsü de hep geçmişi özlemek zorunda kalmak. Hep bir gün önceyi özlemek zorunda kalmak. O gün berbat olsa bile... Özlüyorsun işte. Hep daha kötüsü geldiğinden mi? Hayır... Her geçen gün hissetme yeteneğini kaybettiğinden. Bazen kötü hissetmeyi, hiçbir şey hissetmemeye tercih edersin.
Çünkü beynin ve kalbin o zamanlar, en azından hayatta olduğunu idrak edebiliyor.
Bir süredir yaşadığımı hissetmiyorum.