Bundan başka bir şey değildi aşkımız:
gider,dönerdi gene ve bize
gözleri kapalı,uzak çok uzak
mermerleşmiş bir gülümseme getirirdi
yitik sabahın otunda
garip deniz kabuğu
ruhumuzun inatla açıklamaya çalıştığı.
Bundan başka bir şey değildi aşkımız:
sessizce yoklardı çevremizde ne varsa,
açıklamak için ölmek istemeyişimizi
bunca coşkuyla.
Ve tutunduysak başkalarının bellerine,
var gücümüzle sarıldıysak boyunlarına,
soluğumuz karıştıysa
bir başkasının soluğuna,
ve yumduysak gözlerimizi, bundan başka
bir şey değildi:
bu derin acıydı yalnız, tutunabileceğimiz,
kaçışımızda.
Hiçliğin içine batmak huzurlu bir unutuşun kapılarını açar ama kendi varoluşunun farkında olmak, bununla birlikte artık diğer varlıklardan ayrı belli bir varlık olmadığını, bizi kateden tüm oluşların ayrı olmadığını ‘bilmek’ , işte bu, ürküntünün ve ıstırabın tarifsiz zirvesidir.
Alacakaranlıkta, elimde boş bir tüfekle ve bütün hedefleri indirmiş bir halde ıssız bir menzilde duruyormuşum gibi bir his var içimde. Hiçbir sorun yok. Sadece sessizlik ve kendi nefesimin sesi. (…) Kendimi yakmam karanlık ve sırılsıklam bir şeydi. (Scott Fitzgerald)