Sıkı bir sarhoşluğun doruğunda duruyordum, bir hafiflik hayaletine sokulmuş, egemen olduğum bir acı,egemen olmadığım bir neşe duygusuyla. Hafifti, neşeliydi, olağanüstü bir hafiflikti bu, işittirmiyor da, daha çok gösteriyordu kendini, parlak bir küreydi,kendi yüzeyiyle karışan bir küreydi,durmadan büyüyordu ve büyürken sakindi. Ve sustuğunda susmuyor: kendimi ondan ayırabilirdim,sadece onda kendimi işiterek,onu tamamıyla işitebilirdim.
Gerçek bir neşe değildi onunkisi, neşenin bir yansımasıydı sadece; bu yansıma ona bir mücevher parlaklığı verdikçe, üstünde, insanda belki onu soyma amacıyla yaklaşma arzusu uyandıran değerli bir kumaş gibi parladıkça daha iyi görülüyordu.