Bazen aralarındaki biri arzu ve özlem dolu bir bakışın sessizliği içinde hayatını bize aralar, ama o hayatın içine ancak arzuyla girebiliriz. Tek başına arzu ise kördür; ismini bile bilmediğimiz bir genç kızı arzulamak, bir daha gelebilsek cennet olacağını ve fakat tanımamızın mümkün olmadığını bildiğimiz bir yerde gözleri bağlı dolaşmaktır.
Hayatımızın her saati, tıpkı kimi halk efsanelerindeki ölülerin ruhları gibi, ölür ölmez somut bir nesnenin içine gizlenerek onda vücut bulur. Oraya hapsolur ve biz o nesneye rastlamazsak, temelli orada hapis kalır. Biz nesne aracılığıyla onu tanır, çağırırız, o zaman kurtulur. İçine gizlendiği nesneyle ya da duyuyla hayat boyu karşılaşmayabiliriz. İşte bu yüzden de, hayatımızın bazı saatleri asla dirilmez. İçine gizlediği nesne küçücüktür, o koskoca dünyada kaybolup gider, yolumuza çıkması ihtimali o kadar azdır ki!