Proust’un özgünlüğü bize şimdi söyleyeceğimizden başka yapacak hiçbir şey bırakmamasından kaynaklanıyor: yeniden yazmak,tükenmenin,eriyip gitmenin karşıtı olarak yeniden yazmak.
Nesnesi olmadığı gibi arzunun bir öznesi de yoktur. Sadece akımlar arzunun kendisinin nesnelliğidirler. Arzu hiçbir zaman yeterli derecede yoktur. Arzu, kendisinden itibaren tarihsel sosyal sahada bilinçdışı akımlarının üretildiği imleyensiz işaretlerin sistemidir. Arzunun, her nerede olursa olsun,ailede ya da mahalle okulunda, sosyal alanı sorunsallaştırmayacak ya da aygıtı sallamayacak bir çatlayıp açılması mümkün değildir. Arzu devrimcidir çünkü her zaman daha fazla bağlantıyı talep etmektedir.
Kaçış çizgileri, yersizyurdsuzlaşma hareketleri ile aşağı yukarı aynı şeyler: hiçbir doğaya dönüşü içermiyorlar, arzu düzenlemesindeki yersizyurdsuzlaşma noktaları bunlar.
Kendime diyorum ki, eğer Foucault, Sade’a bir önem affediyorsa ve ben Masoch’ya bir önem affediyorsam bu boşuna değildir. Benim mazoşist ya da Michel’in sadist olduğunu söylemek yeterli olmayacak. Masoch’da beni ilgilendiren acılar değil, fakat arzunun pozitifliğini ve içkinlik sahasının kuruluşunu kesintiye uğratan zevk fikridir.