Bizi bekleyen en önemli iş, çevremizde ve içimizde neyin yaşaması ve neyin ölmesi gerektiğini anlamaya öğrenmektir. Yapmamız gereken, ikisinin de zamanlamasını kavramak; ölmesi gerekenlere ölmesi için, yaşaması gerekenlere yaşamaları için izin vermektir.
Kadınlar, hayatlarının kapılarını açıp onun ücra köşelerindeki katliamı incelediklerinde, çoğu zaman en önemli düş, hedef ve umutlarının azar azar öldürülmesine izin verdiklerini görürler. Orada cansız düşünceler, duygular ve arzular bulurlar; bunlar biz zamanlar hoş ve vaat edici olsa da , artık kanları çekilmiştir. Bu umut ve düşler, ister ilişki arzusuyla , ister başarı, bir ustalık, bir sanat yapıtıyla ilgili olsun, insanın psişesinde böyle ürkütücü bir keşif yapıldığında emin olabiliriz ki, düşlerde de çoğu zaman hayvani damat olarak simgelenen doğal yok edici iş başındadır ve yöntemli bir şekilde kadının en çok değer verdiği arzu,ilgi ve özlemlerini tahrip etmektedir.
Vahşi kadın, cesaret eden, yaratan ve yıkandır. Bütün yaratıcı eylem ve sanatları olası kılan ilksel ve buluşçu ruh odur. O, etrafımızda bir orman yaratır ve biz de hayata bu yeni ve özgün açıdan bakmaya başlarız.
Sevginin basit bir ego zevkinin ürünü olan bir flört ya da kovalamaca değil, dayanıklılığın psişik gücünden oluşan gözle görülür bir bağ,cömertlik ve sadeliğe, en karmaşık ve en yalın günlere ve gecelere egemen olan bir birlik anlamına geldiğini görmemiz gerekir.