Kitabı eline aldığında, sadece bir evlilik hikayesi değil, buz gibi bir atmosferin içine ilmek ilmek işlenmiş devasa bir zihin oyunuyla karşılaşacaksın. Feeney, okuru İskoçya’nın o tekinsiz, ulaşılamaz ve uçsuz bucaksız kışına hapsederken aslında karakterlerin geçmişindeki karanlık dehlizlerde bir yolculuğa çıkarıyor. Bu metni okumak, yoğun sisli bir yolda hiç güvenmediğin bir rehberle yürümek gibi; her an her şeyin değişebileceği o tekinsiz his, kitabın son sayfasını kapatana dek gölgen gibi seni takip ediyor.
alışılmış aşk romanlarının kalıplarını yıkan, dili bir enstrüman gibi kullanan ve okuru adeta bir iç sesin labirentine davet eden nev-i şahsına münhasır bir metin. Kitabı eline aldığında bir hikayeden ziyade, bir "hal" ile karşılaşacağını bilmeni isterim. Yazar, aşkın o her şeyi yakıp yıkan görkeminden ziyade, belirsizliğini, kafa karışıklığını ve gündelik hayatın içindeki absürt kırılmalarını anlatıyor. Bu eseri okumak, puslu bir havada, tanıdık ama bir o kadar da yabancı bir sokakta tek başına yürümek gibi.