"Belki de bu kadınlar için kötü düşünerek onlara haksızlık ettik, şehrin tarihinde yaşanmış en güzel, en görkemli şeyi görmekten aciz olan biziz belki de."
Sözcükler böyledir, ha bire kılık değiştirirler, birkaç diğerleriyle
bir araya gelir, nereye varmak istediklerini bilmiyor gibi görü
nürler ya da ansızın, birbirine ve kendiliğinden çıkıveren ikisi ya
da üçü ya da dördü yüzünden –bir kişi zamiri, bir zarf, bir fiil,
bir sıfat– bir heyecan karşı konulamaz bir şekilde tenimizin yüzeyine yükselerek duyguların ağırbaşlılığını yerle bir eder. ((Kimi zaman daha fazla dayanamayan sinirler
olur, çok şeye direnmişlerdir, hepsine direnmişlerdir, bir zırha
bürünmüş gibidirler.)) Doktorun karısını sinirleri çelikten deni
yor ya, en sonunda doktorun karısı, basit dil bilgisi kategorileri,
basit tanımlayıcılar olan bir kişi zamiri, bir zarf, bir fiil, bir sıfat
yüzünden gözyaşlarına boğuluyor, tıpkı, belirsiz zamir olan
ötekiler, yani diğer iki kadın gibi, onlar da ağlıyorlar, böylece
onlar zamiri cümledeki kadınların tümünü kapsıyor, yağan
yağmurun altında üç çıplak güzellik.