Allah'a yemin ederim ki Hz. Ebubekir ile Ömer'i ancak emin ve muttaki kimseler sever. Diğer taraftan bu ikisine ancak facir ve düşük kimseler buğz eder .
"...Ömer İslâm'ın aşılmaz bir kalesiydi. İslâm o kaleye girdiğinde bir daha oradan çıkmazdı. O şehit edildikten sonra İslam'ın kalesi yıkıldı. Artık İslâm oraya hiç giremiyor; devamlı çıkıyor."
Hakim b. Kays b. Asım şöyle anlatıyor: Babam vefatı esnasında bize şunları vasiyet etti: "Her hususta Allah'tan korkunuz. Kendinize, içinizde en yaşlılarınızı ve büyüğünüzü baş yapınız; çünkü hangi topluluk böyle yapacak olursa onlar büyüklerinin yerini tutmuş olurlar. Küçüklerini başa geçiren toplumların insanlar arasındaki değerleri düşer. Mal kazanıp ihtiyaç sahipleri için harcayınız; çünkü cömertlik, kişiyi insanların dillerinden kurtarır. Mala muhtaç olmayıp; onun vasıtasıyla cömert ve iyi bir insan olunuz. Sakın halktan dilenmek sûretiyle hiçbir şey istemeyiniz; çünkü dilenmek bütün yollar kapandıktan sonra başvurulacak bir yoldur. Dilenerek elde edilen şeyler insanın en rezil ve en düşük kazancıdır. Ölümümden sonra benim için sakın yüksek sesle ağlayıp feryat etmeyiniz; çünkü Rasulullah (s.a.v.) öldüğünde ne feryat edildi ve ne de bu şekilde ağlandı..."
Abdullah b. Ömer ile Mikdad arasında bir hadise oldu. Abdullah b. Ömer, Mikdad'a küfretti. Mikdad da onu babasına şikâyet etti. Hz. Ömer de kesinlikle onun dilini keseceğine dair yemin et-ti. Abdullah babasından korktuğu için bazı kimseleri ona şefaatçi olarak gönderdi. Hz. Ömer onlara "Yakamı bırakın da onun dilini keseyim. Benden sonra işlenen bir sünnet, bir kanun olsun ki, bir kişi Rasulullah (s.a.v.)'in sahabîlerinden hiçbirine küfretmesin. Aksi takdirde dili kesilsin" dedi.