O sırada mayıs ortasındaydılar; bu, matmazelin elma ağaçlarının kar yağdırmış olup olmadıklarını görmek istediği dönemdi; kar yağdırmak, elma ağaçların altına çiçeklerinin düşmesiyle ortaya çıkan sonucu dile getiren yerel bir deyimdir. Yere düşen taçyapraklarının oluşturduğu yuvarlak yığın bir kar tabakasına benzediğinde, mal sahibi bol bir elma şarabı ürünü alabileceğini umut eder.
Şu sırada bile, eline he-nüz tek bir roman almamış on altı yaşında bir kız, Athana se'ın bakışlarından aşkla ilgili yüz bölüm okuyabilirdi; oysa Matmazel Cormon bu bakışlarda hiçbir şey görmüyordu, o konuşurken sesinin titremelerinde açığa çıkmaya cesaret edemeyen bir duygunun gücünü fark etmiyordu. Kendisi çekingen olduğu için, başkalarının çekingenliğini keşfedemi yordu. Duygu yüceliğinde aşırı incelikler icat etme yeteneği vardı; bu incelikler başlangıçta onu mahvetmişti; şimdi bunu Athanase'da ayırt etmiyordu. Bu ahlaksal olay, deha yetilerinin ruhun üstünlüklerinden bağımsız olması kadar, yüreğin niteliklerinin de zihnin niteliklerinden bağımsız olduğunu bilen insanlara olağanüstü gelmeyecektir. Eksiksiz insanlar o kadar az görülüyorlar ki, İnsanlık'ın eşsiz kişilerinden biri olan Sokrates, çok rezil bir adam olmak üzere doğduğu konusunda zamanının bir frenoloğu ile aynı düşüncede idi. Bir büyük general ülkesini Zürih'te kurtarabilir ve müteahhitlerle anlaşabilir. Namusluluğu kuskulu bir bankacı bir devlet adamı olabilir. Büyük bir müzisyen yüce şarkılar besteleyebilir, ama bir sahtekâr da olabilir. Duygulu bir kadın da koca bir budala olabilir. Kısacası, sofu bir kadın yüce bir ruha sahip olabilir, ama yanında güzel bir ruhun ilettiği tınıları tanımayabilir. Bedensel sakatlıkların yol açtığı kararsızlıklara ahlaksal düzeyde de rastlanır.
Sonra, dinin kimilerince yalnızca bir araç, kimilerince de bir şiir sayıldığı bir zamanda acımasızca bir uyarı yapmak cesaretini gösterelim. Sofuluk ahlaksal bir göz iltihabına neden olur. Tanrı'nın yardımıyla, sonsuzluk yolundaki ruhların dünyasal birçok küçük şeyi görmelerini engeller. Kısacası, sofu kadınlar birçok noktada budaladırlar. Bu budalalık zaten bunların nasıl bir güçle zihinlerini göksel alanlara taşıdıklarını kanıtlıyor; her ne kadar Voltaire'ci Mösyö de Valois budala insanların doğal olarak sofu durumuna gelip gelmediklerine ya da sofuluğun akıllı kızları sonunda budala yapıp yapmadığına karar vermenin son derecede güç olduğunu ileri sürse de. Şunu iyi düşünün, her türlü kutsal çanağı aşkla kabul etmesiyle, Tanrı'nın buyruklarına sofuca boyun eğmesiyle, yaşamın tüm balçıklarının üstünde kutsal parmak izi bulunduğu inancıyla, en arı Katolik erdem, tüm çekiciliklerini vermek üzere bu öykünün son kıvrımlarına sızacak ve kuşkusuz bu kıvrımları hâlâ Katolik inancına sahip kimselerin gözünde büyütecek gizemli ışıktır. Sonra, budalalık varsa, dehanın mutsuzluğuyla ilgilenildiği gibi, neden budalalığın mutsuzluğuyla da ilgilenilmesin? Budalalık ötekinden inanılmayacak kadar daha fazla rastlanan toplumsal bir öğedir.