Ne yalan söyleyeyim, cennete de cehenneme de inanmadığım için, seni bir daha görebileceğimi sanmıyorum. Ama olur da bir gün karşılaşırsak bu söylediklerimden dolayı özür dileyeceğim. Haklısın, bir insanın üstüne bu kadar gidilmez, hele de bir ölünün. Yani öldüysen öldün, bunu bu kadar abartmamalıydım. Bin kere söyleyip kafana kakmam gerekmezdi, ayıp ettim galiba.
Sizin kuşağın böyle bir sorunu vardı galiba, babalarınızdan devralamadığınız iktidarın öfkeli arayışı içinde geçip gitti ömrünüz. Bak eğer ölmemiş olsaydın oturur konuşurduk bunları. Ola ki sorabilseydim sorumu ve ola ki evet cevabını alsaydım, ''Siktir et iktidarı baba!'' derdim, ''Gel sen benimle başka bir duyguya ortak ol, sizden bize miras kalmayan eşitliği bulamadıkça içimi kurutan öfkeye ortak ol!'' Evet, küfürlü konuşuyorum çünkü senden bana kalan bu korkak öfkenin bedeli çok ağır baba.
Şemsiyesini açıp koluma girdi. Bir ağaç kol kola yürümemizi engelledi. Ayrıldık. Tekrar birleştiğimizde başını omzuma koyup kulağıma bir gülücük hediye etti. Burnu kulak mememe değdi; evlenmeye o an karar verdik. O an, o ağacın neden olduğu kısa ayrılıktan kurtulduğumuz o an, neden güldüğünü asla öğrenemedim.