Beklenmedik ve acımasız bir biçimde, bütün
güçleri ve yetenekleri yerindeyken, canları bedenlerindeyken, hayatları tüm hızıyla akarken, en yoğun dönemlerinde aramızdan ayrılırlardı. Eceliyle ölmek mi? O çağda şiddet
sonucu ölmek, eceliyle ölmek demekti.
Kızılgöz o kış, son karısını taciz ve sürekli dayakla öldürdü. Uzak atalarının zamanından ileri gidememiş, ilkel biri olduğunu söyleyip duruyorum ya, aslında bu olay daha da beterdi, çünkü daha aşağı seviyede olan hayvanlar bile dişilerine böyle kötü davranmaz, onları öldürmez. Bu açıdan
baktığımda atalarının zamanından beri ilerleme kaydedememiş olmasına rağmen Kızılgöz'ü insanoğlunun habercisi olarak görüyorum çünkü sadece insan türünün erkeği dişisini
öldürür.
Sarkıkkulak bir kez daha oku çıkarmaya çalıştı ama kızgınlıkla onu durdurdum. Bu sefer eğilip dişleriyle okun sapını kemirmeye başladı. Bunu yaparken yaranın içinde oynamasın diye iki eliyle de oku sıkı sıkı tutuyordu. Bense ona yapışmıştım. Bu sahne üzerine sık sık düşünürüm. Türümüzün çocukluk aşamasının yarı büyümüş yavruları
olan bizlerden birisi korkusuna egemen oluyor, kaçıp kendini kurtarma dürtüsünü bastırarak yardım etmek için ötekinin yanında kalıyor. Böylece ileride bu tavrın benzerini
gösterecek kimler varsa, gözlerimin önüne geliyor, Daman ile Pythias'ı, arama kurtarma ekiplerini, Kızılhaç hemşirelerini, ümitsiz mücadelelerin liderlerini ve şehitlerini, Peder Damien'ı, sonra bizzat İsa'yı düşünüyor; sergiledikleri büyük kuvvetin izi sürüldüğünde, Sarkıkkulak ve Kocadiş gibi karanlıkta kalmış Genç Dünya sakinlerine kadar geriye götürülebilecek bütün yüce kişilikli insanları görüyorum.