Kadın günlerdir yarı yolda bırakılmanın acısıyla canhıraş bir mücadele içindeydi. Ne ağlayabiliyor, ne de gülebiliyordu. Hani hisler yumağının içinde hissizlikten öldüren ipe takılır ya boynu insanın, işte öyleydi durumu. Boynuna takılan ip ölümü çağıran cinstendi fakat kadın ölümü arzulayamayacak kadar cesurdu. Yarı yolda bırakılmaya karşı tecrübesiz fakat bu durumu göğüsleyebilecek kadar cesaretliydi. Kadının aklına derin bir çizik atıldı, belki de kadının cesareti korkutmuştu adamı. Belki de cesur insanların cesareti korkak insanları ürkütüyordu. Ve belki de korkak insanlar dengi değildi cesur insanların.
Bir kilimi üzerinde sevgiliniz gezinecekmiş, bir kaşkolu çocuğunuz boynuna dolayacakmış gibi dokur, bir binayı içinde anneniz oturacakmış gibi yaparsanız; ne o kilim eskir, ne o kaşkol solar, ne o bina yıkılır.
Genç kız ile arkadaşı yurdun bahçesinde oturmuş sessizliğin sağır edici gürültüsünü dinliyorlardı. Sonra genç kızın arkadaşının sözleri yankılandı. Önce genç kızın kulaklarında, sonra genç kızın güçlü kalmak zorunda olduğuna inandırdığı kalbinde.
"Kendini yalnızlaştıran yine yalnız kendinsin, farkında mısın?"
Genç kız sadece sustu. Sessizliğin sağır edici gürültüsünü dinlemeye bir süre daha devam ettiler. Sonra genç kız, arkadaşını haklı çıkarmak ister gibi tekrar etti.
"Kendimi yalnızlaştıran yine yalnız kendimim."
Ve kız uzun zaman sonra acıyla boşluğa fısıldadı: "Beni, seni unutmak zorunda bıraktığın için; seni asla affetmeyeceğim."
Acılı ses boşlukta yankılandı. Uzaklaştı, uzaklaştı...
Kimse duymadı, hiçkimse...