biliyor musun, insanların bu kadar geç kavraması çok tuhaf. İstedikleri şeylere göre yaşadıklarını düşünüyorlar. Yaşamlarına isteklerine göre yön verdiklerini. Oysa işin aslı, onları yönlendirenler, korktukları şeyler. İstemedikleri şeyler.
İçimin derinliklerindeki bir şeyin beni içine çektiği, ters bir dip akıntısı gibi çekiştirdiği duygusuna kapılıyorum. Kendimi ona bırakmak, onun tarafından yutulmak istiyorum. Yeryüzünde kapladığım yerden vazgeçmek, kimliğimden sıyrılmak, her şeyi çıkarıp atmak istiyorum
Kendime bir şey aradığımı söylüyorum. Ama aslında boş boş dolandığım, başıma bir şey gelmesini, bütün ömrümün ona doğru aktığı, her şeyi değiştirecek olan bir şeyin gelip beni bulmasını beklediğim duygusu giderek güçleniyor.
Azıcık kazıdığında, hepsinin üç aşağı beş yukarı aynı olduğunu görüyorsun. Kimileri daha cilalı, daha yaldızlı. Az buçuk cazibeleri oluyor, insanın gözünü boyabiliyorlar. Ama gerçekte hepsi de gazaplarını etrafa döke saça dolanan, mutsuz oğlan çocukları