Hissettiklerimi yazıya dökerek aktarabileceğimi sanmıyorum.
Son sayfaları nefessiz okuduğumu, gözyaşlarımın istemsizce yanağıma süzüldüğünü dahi hissetmediğimi belirteyim.
Sovyetler döneminde Kırgızlara yaşatılan sıkıntılı günleri düşününce milli duygulara hitaben yazılmış olması Geyik Ana efsanesine sıkça vurgu yapılması öyle hoş olmuş ki… Her ne kadar kitaptaki kötü karakterlerin davranışları düşünceleri ve çaresizlikleri beni çileden çıkarsa da çocuğun saflığı ve Mümin dedenin direnişi, her zaman iyilikle hayata koşması bana bambaşka tatlar verdi.
Mümin dedeye kızmadım diyemiyorum. Birincisi Urazkulun elinden kızını kurtarmalıydı, ikincisi de
Kendi ağırlığını ortaya koymalı evin ailenin en büyüğü ve yaşlısı olarak sözünü dinletmeliydi. Urazkul denilen karaktersiz damadının kızına uyguladığı şiddetin önüne geçmiş olurdu. Kötülüğe karşı gelmeyen her bir karakter benim için suçludur. Nine, Büke teyze, Seyitahmet, Gülcemal ve Mümin dede…
Çocuk ise her yerde çocuk… saf temiz duygularla, kendisini anlamayan büyüklerle, kendince kurduğu küçük dünyasında yaşamaya çalışan miniğimiz. Hasta döşeğinde yatarken şiddet gören Teyzesi için ettiği duaları yalvarmaları… ah miniğim kalbimi nasıl da bıraktım o satırlara…
Giriş, gelişme gayet iyi ilerledi de sonucu beni yıktı dediğim bir kitap oldu. Tek kelimeyle Muazzam bir anlatım harika bir sondu.