"Anna İvanovna ne benim annem ne de deliliği benim meselem. Tıpkı ruhumun sana ait olmaması gibi. Bana öyle geliyor ki sen gelmeden önce durumumuz gayet iyiydi; daha az dua ediyor olsa da daha az gözyaşı döküyorduk. Ölülere dua et, hastaları teskin et ve üvey annemi rahatlat. Ama beni bana bırak, yoksa onlardan biri seni almaya geldiğinde onu durdurmak için kılımı kıpırdatmam."
"Çoktan başladı bile. Böyle devam ederse derin ormanın koruyucuları tamamen yok olacak; fırtına gelecek ve topraklar savunmasız kalacak. Görmedin mi? Önce korku, ardından ateş, sonra da kıtlık. Bu adam halkını korkuttu. Sonra ateşler yandı kül oldu, şimdi de güneş etrafı kavuruyor. Soğuklar gelince aç kalacaksınız. Kış kralı zayıf, kardeşinin gelişi de pek yakın. Muhafızlar başarısız olursa kardeşi gelecek. Hiçbir şey onun gelmesinden daha kötü olamaz."
Bu benim hiddetim ve uyarım. Ama sen cesursun, devuşka, bu yüzden yumuşadım. Ama korkunun kaynağı da ateşlerin müsebbibi de ben değilim. Fırtına yaklaşıyor ve bu buzlar, onun yaninda hiçbir şey. Sizi cesaret kurtaracak. Halkın korkarsa kaybeder.