Kitabı yorumlamaya gerek olmadığını düşünsem de okumak isteyenlere fikir olsun diye yorumlamaya çalışacağım.
“Günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü” diye tanımlanan bu kitabı okumadıysanız zarardasınız demektir. Şöyle söylemeliyim ki genç yaşlı herkesin okuyabileceği ve ders çıkarabileceği bir eser. Ölmeden önce okunacak kitaplar listesi vardır ya hani, ‘Şeker Portakalı’ da o kitaplardan. Büyüsünün bozulmasını istemeyeceğim bir kitap.
Küçük Zezé'miz, yoksul bir ailenin kendisinden küçük olan kardeşi gibi sevilmeyen, hor görülen bir çocuğudur. Ancak, hayal gücü oldukça geniş olan Zezé, kendi kendine konuşmaktan, oyun oynamaktan ve hayaller kurmaktan asla vazgeçmeyen bir çocuktur. Bu hayal gücü, onun hayatındaki zorlukları aşmasına yardımcı olur.
Bir gün, komşularından biri ona bir portakal ağacı hediye eder. Zezé, bu ağacı çok sever ve ona şeker portakalı adını verir. Şeker portakalı, Zezé'nin hayatında önemli bir yere sahip olur. Ancak, ağaç bir hastalıkla ölür ve Zezé'nin bu kaybı onun hayatında büyük bir değişime sebep olur.
Kitaptan küçük bir alıntı vermek istiyorum: " Acı çekmek ne demekmiş şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana kadar dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş artırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey."
Kitabı okurken Zezé ile birlikte gülüyor, heyecanlanıyor, acı çekiyor hatta hıçkıra hıçkıra ağlıyorsunuz. İçimde bir yerlerde hep var olacaksın Zezé...