“Kardeşler! Asıl mesele, bir gün sizi bırakacak olan makamdan mevkiden kurtulmak, fânî olanı bırakıp ölümsüz olana kanatlanmak, bütün aşkların da âşık olduğu aşka kurban olmaktır. Bizi olduracak da erdirecek de o aşktır. Dünya o aşkla kaim, derviş onunla daimdir. Güneş aşkla temiz kalır, geceyi aşkla aydınlığa çevirir; çirkini, güzeli, necisi, temizi aydınlatır. Güneş kışta da yazda da isıtır; lâkin ne necasetten kirlenir ne de soğuk kış günlerinde üşür. Düşman dıştan, aşk kalpten vurur adam. Düşman okları öldürür, aşkın okları diriltir. Aşkla dikenden gül, çekirdekten ağaç çıkar. Hüzün, aşka ihlas ayarı yapar. Muhlis bir yürek, ölüme şeb-i arus diyerek bir ömür vuslatı bekler,
Gönül ganî, dili ise fakirdi; yaşadığı zevki akıl anlayamazdı ki anlatabilsin. Bu yüzden gönül susar, gözler ona bakar, akıl onun aşk ocağında mayalanır, haller ona tercüman olurdu.
Kudemâ şöhret olmak için değil, haddini bilmek için okurdu. Åriflere "Nice zamandır okursun, peki ne bilirsin?" diye sorulduğunda "haddimi" diye cevap verirlerdi. Çocuk babaya, talebe hocaya, küçük büyüğe karşı haddini bilirdi.