Biz insanlar en
büyük dişlere, en keskin pençelere, en zehirli sokuşa, ya da en kalın deriye sahip olduğumuz için
değil, ama dişlerin, pençelerin, sokmaların ve derilerin işlevlerini sırf anatomik olan herhangi bir
düzenekten daha etkili biçimde yerine getiren öldürücü alet ve silahlarla kendimizi donatmayı
bildiğimiz için en tehlikeli bir türüz. Bizim biyolojik uyarlanmamızın asıl yolu anatomi değil,
kültürdür.
Eğer biz kadınların fiziksel ve zihinsel yönden erkeklerin herhangi bir yardımı
olmadan üretimin ve geçimin bütün temel görevlerini yürütebilecek güçte olduklarını kabul edersek
anılan paradoksun anlaşılması daha da güçleşir. Kadınlar erkeklerin yapabilecekleri her işi
yapabilirler, ne var ki kaba gücün gerekli olduğu yerlerde belki bunu biraz verim düşüklüğü ile
başarırlar.
Eğer savaşların belli başlı nedeni, bazılarının sandıkları gibi, insanın
"savaşçı", içgüdüsel olarak "saldırgan" olması, şaka için, şan için, öç almak için, ya da sırf kandan
ve yeğin heyecandan çok hoşlandığı için öldüren bir hayvan olması ise, o zaman şu füzeleri fırlatın
gitsin.
Yehova'nın domuzların besin olarak pis olmakla
kalmayıp onlara dokunmanın bile pislik olduğunu söylediği bilinir. Allah'ın da aynı nedenle aynı
mesajı yinelediği biliniyor: Büyük sayılarda domuz yetiştirmeye çalışmak ekolojik uyarlanmaya
aykırıdır. Küçük çaplı üretim ise yalnızca günaha çağrının etkisini arttıracaktır. O halde, domuz eti
tüketimini hepten yasaklamak, ve keçi, koyun, ve sığır yetiştirmekte yoğunlaşmak daha uygundur.
Domuzlar lezzetlidir ama onları yetiştirmek ve onları serin tutmak çok pahalıdır.