Biri gelir, elini sana uzatır ve seni acından çekip çıkarırken acılarınız bir bakışmada buluşur. Bir temasta, bir nefeste, bir gözyaşında anlarsın senin neren yaralı, onun neresi yaralı...
Bir hikâyesi var her şeyin. Yolunu bulan suyun, eriyip donan mumun, basıp geçilen salyangozun, uçmaktan yorulan kuşun karşıdan gelen yabancının... Her şeyin bir hikâyesi var, herkesin. Her bakışın, her sesin, her nefesin bir hikâyesi var. Sana kötü hissettiren herkese zamanında birileri kötü hissettirdi. Kulaklarına gelen öksürük sesinin bir hikâyesi var, uzaktan gelen nahoş mırıltıların bir hikâyesi var, nereden geldiğini bilmediğin hıçkırık seslerinin bir hikâyesi var. Olup biten her şeyin ardında bir hikâye var. Bu da benim hikâyem, kar tanesinin. Her kar tanesi eşsizdir. Peki, bir kar tanesi eriyip günün birinde donarak eski haline dönebilir mi? Öğreneceğiz, her şeyi birlikte öğrendiğimiz gibi...
Kötü hatıralar ruhun kelepçesidir. Hafıza intikam ister, hafıza bağlarından kurtulmak ister, hafıza özgürleşmek ister. Kimilerine göre özgürlük intikamdan geçer. Geyiğin kafasının içinde dönüp duran her bir hatıra onun kelepçesiydi. Hissettiği tutsaklık hissi geyiğin gözlerinden okunurken orman biliyordu ki bu ormanda intikam isteyen tek canlı o değildi... Burası öyle bir ormandı ki buradan çok ruhun alacağı vardı.