Bartu koyu yeşil, Lâl bordo, Işık sarı, Koza beyaz, Yankı siyah, Mutlu gökkuşağı tonlarındaki bisikletlere sahipti.
Benim bisikletim ise beraber boyadığımız o mavi bisikletti. Yankı'ya bir çocuğa ver, dediğim o bisiklete şimdi biniyordum ve sürmeyi öğrenmiştim.
"Bu ailede sürekli birilerini, birileriyle yakıştırmaktan ben çok yoruldum," dedi Mutlu mutsuz bir sesle. "Birileri birilerinin kardeşiyken bir anda sevgili gibi oluyorlar ve sevgili gibi olanlar bir anda ayrılıp kardeşim ayağına yatıyor. Arkadaş olanlar abileşiyor, abi olanlar liderleşiyor. Aile değil, akıl hastanesi."
"Mutlu," dedi Bartu gözlerini devirerek. "Yine çok konuştun."
"İnanamıyorum," dedim elim kalbime giderken. "Bu cümleyi bu kadar özlemiş olamam."
Bartu Sarca, benim ruhu hala çocuk kalan ve kendini karanlığın içinde sansa da kalbine kir bulaşmamış kardeşim. Onunla aramızdaki bağ çok tuhaftı. Bazen günlerce karşılıklı oturup konuşmazdık fakat çocukken, en korktuğum o gecelerde yatağında yanına uzanıp beni korumasını istediğim olmuştu.
Lâl'in aksine ben Bartu Sarca'nın ruhunda iyi bir babanın sıcaklığını almıştım. Parmaklarında hâlâ gözyaşlarımın izi vardı, geçmişimde kimsenin bilmediği çok büyük bir sırrı da sadece Bartu bilirdi.
"Savaşırken aklın..." dedim ve Koza devam ettirdi.
"Daima düşmanın gibi düşünsün yoksa kendi benliğini kaybedersin," diye tamamladı. Ekip'ten öğrenmiştim yani Koza'dan.