“Paylaşım adına paylaşımdan uzak olanlarla yüzleşmek zorunda kaldım, sevmek adına hiç sevmemiş olanlarla… Düşler sanki bir zulüm ağırlığına benziyor gitgide. Anılar isyan ediyorlar bana. Defalarca içine düştüğüm düş kırıklıklarından usandım… Defalarca yenilmenin usancı bu…
Artık bu hımbıl beraberliklerdeki o kısık paylaşımları silip çıkarıyorum hayatımdan.”
“Ama bu sevmek değil, sevgi değil. Çünkü sevmek incelik ister, zarafet ister, saygı ister, hoşgörü ister, fedakârlık ister, kucaklanmak, sımsıkı sarınılmak ister. Döverek sevilmez, öldürerek hiç sevilmez. Bir de sözle dövmek vardır, kişinin kalbini paramparça eden… Sevmek bu değildir dostum; sevmek, sevdiğini kalbinin içinde barındırmak, kalbini ona yorgan döşek etmek, sığınılacak, korunaklı bir yuva yapmaktır…”
# "O" bir gün çıkıp gelene kadar, "en iyi korunan sır" dediğimiz yeryüzü cennetinde huzur içinde yaşayıp gidiyorduk.
Böyle bir cennet nasıl anlatılır, hatta anlatma girişiminde bulunma cesareti nasıl gösterilir, bilemiyorum. #
Bu eserinde de kısa hikâyelerle girizgâh yapan Sabahattin Ali asıl hikâyesini ortalara saklamış ve devamını şiirlerine ayırmış, son kısmında ise yazılarına yer vermiştir. Derleme olarak görünen bu kitap tam da Sabahattin Ali'nin kaleminden olduğunu belli ediyor. Özellikle Çakıcı'nın İlk kurşunu hikâyesinde topluma, döneme ve karakterlere ait özelikleri oldukça objektif yansıtmış. Sabahattin Ali’ye ve onun eserlerine özel merak besleyen biriyim bu yüzden kitabı severek okudum. Genel olarak her tür insana hitap ettiğini düşünüyorum. KEYİFLİ OKUMALAR.