Bu kitapla ilgili sabaha kadar konuşabilirim, saatlerce kitabı abartabilirim. Ne söylesem az gelecek bir kurguydu benim için. O yüzden bu yazı eleştiri değil bolca sevgi içerecek, ona göre okuyunuz.
Yazarı ben Geekeella kitabıyla tanıyıp sevmiştim. Bu kitaba başlamadan zaten seveceğim diyerek başladım o yüzden. Ancak bitirdiğim kitabı sadece sevmedim, resmen favorim oldu!
Clementine, kendi içinde kaybolmuş bir karakter. Altı ay önce teyzesini kaybetmiş ve o günden beri de kendini mutlu edecek bir adım atmamış hiç. Kendine yas tutma izni bile vermemiş o günden sonra. Ancak bir gün teyzesinden kalan dairesinde bulduğu yabancı ile her şey değişir. Yedi öncesinde yaşayan bu yabacı ile bir hafta sonu hayatındaki yeniliklerin ilki olur.
Kurguyu, yazarın kalemini, karakterin kendini bulmasını... kısaca bu kitaba dair ne varsa çok sevdim ben. Kitabın kendi içinde eksikleri elbet vardı. Ancak hikâye bana dokundu, yazar beni okuduğum süre boyunca Clementine ve Iwan'a bağladı. Tek Iwan gözünden de okumak isterdim ancak ne kadar romantik bir kitap olsa da ana olay Clementine etrafında dönüyordu. Haliyle onun kendini bulması üzerine ilerledik kitapta da. Bir şeyler vardı kitapta, eski zamanları özletti bana. Yıllar önce hevesle izlediğim, bu yaşımda tekrar tekrar izleyeceğim filmler gibiydi. Özlemini çektiğim bir konfor ve farkına bile varmadan eksikliğini hissettiğim o motivasyon konuşması gibiydi.
Kısaca ben çok sevdim, mükemmeldi benim için. Hataları olan bir mükemmellikteydi. Iwan, Clementine ve kitaptaki diğer karakterler bir yerlerde varlığını bildiğim, kitabı elime aldığım da tekrar o dünyaya adım atacağım bir gerçeklik gibiler. Dediğim gibi ben çok sevdim ancak yorumu okuyup da büyük beklentilere girmenizi istemem, okuyup kendi sınırlarınızı kendiniz