"Akşam ezanından önce evde ol!"
İçimizi ürperten tek kural buydu..
Oyunumuzu hızlı hızlı ama en keyifli şekilde oynayıp ezanı duyanca fırlamalıydık eve..
Üstümüz başımız kir pas, elimizde sokaktan bulup oyuncak yaptığımız çer çöp, yüzümüzde ter ve kirin karışmından oluşan desenler..
Kural basitti: tüm pisliklere bulan, sokakta acıkınca kapıdan salçalı ekmek iste arkadaşlarlarınla bölüş, saklambaç oynarken su isteme bahanesiyle eve saklan sonra tüm oyunu boz :)
Ama o ezan sesi duyulmadan eşikten girmiş ol.. ellerin kızarmış, benzin solmuş, soluk soluğa kalmışsın, kıyafetin kirden görünmüyor "koş banyoya" çağrısıyla banyo kapısında kuyruk oluşmuş.. Evden mis gibi yemek kokuları geliyor, akşam en sevdiğin dizi var ama sabah okula gidilecek ve bil bakalım kim ödevini bu saate bırakıp dışarda oyuna daldı?
Ödevler yapılır, kıyafetler yıkanır, el yüz temizlenir gün sonunda herkes herkese gülümseyerek bakardı.
Tek kural vardı ama epey sağlamdı "akşam ezanından önce evde ol" .
Ezana hürmeti de öğretirdi inceden inceye, kıyametin hikmetini de. Zamanın değerini bilmeyi öğretirdi, arkadaşla paylaşmayı, dizi kanayan arkadaşına üfleyeren nefesinle ilaç olmayı..
Sözün özü: eskiler güzeldi, eskiden güzeldik..
Ama hala çok güzeliz çocuklar, hâlâ umutluyuz, hâlâ üfleyebiliriz birbirimizin dizini, hâlâ bölüşebiliriz salçalı ekmeğimizi.. Biz ümmetin sağlam çocuklarıyız, biz el ele verip bu ülkenin sokaklarında hep birlikte gülerek koşacağız. Kocaman bir sofra kuracağız dünyanın tam ortasına. Bizi biz kurtaracağız çocuklar, bizi biz iyi edeceğiz.. Akşam ezanından önce bir evde toplanıp çok sevdiğimiz masalları dinleyeceğiz dünyanın tüm çocukları.. İyi ki varız çocuklar 💜🌸