Kur’an’ı hakkıyla okumak; dile, aklın ve kalbin katılmasıdır. Dile düşen, harfleri tertîl üzere güzel okumaktır. Akla düşen, manaların tefsiridir. Kalbe düşen ise ilahi uyarı ve emirlerden öğüt alıp müteessir olmaktır. Yani dil okur, akıl tercüme eder, Kalp ise öğüt alır.
Muhammed b. Kâ’b el- Kurazî (rahmetullahi aleyh) demiştir ki: “Kime Kur’an ulaşmışsa sanki Allah Taala onunla konuşmaktadır. “
Böyle düşününce, sadece Kur’an’ı okumayı (ve incelemeyi) amel edinmez (onu okumayı bir amel sayıp bununla yetinmez) . Tam aksine onu, bir kölenin efendisinin, kendisine düşünmesi ve gereğince amel etmesi için yazdığı kitap gibi okur.