44. BÖLÜM
🌹İnci🌹
Etrafı saran boğucu karanlıkta, anneannemin silueti beliriyor, adımları hızlanıyor, kapıya doğru akıyordu. Ben, arkasında bir gölge gibi, ona yetişmeye çalışıyordum. Dilimden dökülen “Anneanne!” fısıltısı, sanki kalın, görünmez bir duvara çarpıp geri dönüyor, ona ulaşamıyordu. Yalnızlığın ve terk edilmişliğin kesif kokusu, ciğerlerimi yakıyordu.
“Gitme, beni bırakma!”
Boğazım yırtılırcasına haykırıyordum ama o, sağır bir denizde ilerleyen gemi gibi hiç aldırış etmiyordu. O kapı açıldı. O kapı ki, ardı uçsuz bucaksız bir hiçlikti. O kapı ki, tüm sevdiklerimi alıp götürmüştü. Eteklerinden tutundum, parmaklarım kumaşın soğukluğunu hissetti. “Sen de gitme! Ne olur, sen de gitme!” diye yalvarırken, o elini savuruyor, beni bırakması için çekiştiriyordu. Belli ki o da gidecekti, durmayacaktı. Peki ya ben? Bu evde, bu kalpsiz, soğuk duvarlar arasında nasıl nefes alacaktım?
Gözyaşlarım, yanaklarımdan süzülen birer kor gibi yakıyordu tenimi. Yüreğimin acısı, bedenimi titretirken, son bir güçle bağırdım. Ama o, karanlığın içinde bir sis gibi dağılıyor, arkasına bile bakmadan kayboluyordu. O da gidiyordu. Her zaman aynı sahne, her zaman aynı son... Yatağımda doğrulduğumda, yastığımın sırılsıklam ıslandığını hissederdim. Bedenim titrer kalbim deli gibi atardı. Kâbusun gerçeğe karışan o ince çizgisinde, etrafıma şaşkınlıkla bakınırdım. Odanın loş ışığı, tanıdık eşyaları bile yabancı kılardı. Her köşe, her gölge, kabusun bir yansıması gibi olurdu. Kalbim, o kapının gıcırtısını duymaya devam ederdi.
**Sonra, her şeyin ilacı olan o sıcaklığa, anneannemin yanına koşardım. Yatağında, her zamanki gibi mışıl mışıl uyurdu. Yanına sokulur, kokusunu, varlığını içime çekerken kollarımı ona sarardım. O kokunun güven veren