• Soylu bir aileden gelen Pyotr Andreyeviç Grinev, babasının isteğiyle Orenburg'a asker olması için gönderilir. Belogorsk kalesinde Yüzbaşı Mironov'un komutası altında görevine başlayan Grinev, burada Yüzbaşı'nın kızı Marya İvanovna'yı sever.

    O dönemde Orenburg Oblastı ve çevresinde Yamelyan Pugaçov önderliğinde Kazaklar isyan çıkarmakta, haklarını istemektedir. Pugaçov Belogorsk kalesine de saldırır ve olaylar gelişir.

    Modern Rus romanın ilk örneklerinden biri olarak kabul edilen eser hem sade ve akıcı bir dille yazılmış hem de arka planında gerçek bir olayı anlatmaktadır.

    Kitapta anlatılan Pugaçov Ayaklanması tarihsel bir gerçektir. Eski bir asker olan Pugaçov kendisini, karısı II. Katerina tarafından tahttan indirilip öldürülen Çar III. Petro olarak tanıtmış, destekçi toplayarak büyük bir köylü ayaklanması başlatmış, Güneydoğu Rusya'da etkili olmuştur. Ne var ki Küçük Kaynarca Anlaşması ile biten Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında kendisine yönelen Rus ordusu karşısında tutunamamış, 1775 yılında Moskova'da asılmıştır.
  • Kitap toplam sekiz bölümden oluşuyor. 1. Bölüm Büyük Petro'nun Zencisi'nde Çar'ın vaftiz oğlu Afrika kökenli Arap İbrahim devletin ihtiyaç duyduğu bilgileri toplamak üzere çeşitli ülkelere gönderilen gençler arasındadır. Gittiği ülkede Kontes D. ile aşk yaşamaya ve ona gittikçe bağlanmaya başlar. Çar'ın mektubunu aldığında tüm dedikodulara rağmen Kontes'le aşkı devam etmektedir. Mektuptaki mesajı anlayınca sevgilisiyle vedalaşmaya cesaret edemeden evine döner ve Kontes'ten gelen mektubu gözyaşları içinde okurken, aynı yerden gelen arkadaşından sevgilisinin çoktan başka biriyle birlikte olduğu haberini alır. Düzenlenen gecede kendisiyle dans eden Nataşa'yla evlenmesi teklifini sunan Çar'a olumlu yanıt verir. Bur zenciyle evlenmek istemeyen Nataşa yatağa düşer ama başka seçeneği yoktur.
    2. Bölüm Mektuplardan Oluşan Roman'da: İki genç kızın yazışmalarıyla başlıyan bir hikâyeye şahitlik ediyorsunuz. Lisa ve Şaşa.. Mektuplarda onların bulundukları yerlerden yaşadıkları olaylara kadar, duygu ve düşüncelerini anlatan bir bölüm..
    3. Bölüm Belki(Biyelkin) Hikâyeleri'nde isminin aksine hikâye değil de; İvan Petroviç'in hayatıyla ilgili, isminin açıklanmasını istemeyen eski bir dostu tarafından, ölümünden sonra anlatılan bilgiler mevcut. Bu da anne ve babasının ölümünden sonra köyüne dönüp, yönetimi ele alan, ancak her açıdan yetersiz kalan ve yönetimi kâhya bir kadına kaptıran bir İvan Petroviç'ten ibaret..
    4. Bölüm Silah Patlaması'nda (Düello); Bir subayın ağzından Silvio isminde asker olmayan fakat, askerlerle arkadaşlık eden bir adamı anlatıyor. Hataları affetmeyen, cesur ve tam bir atış ustası. Bir gün Silvio bir evlilik mektubu aldığını ve düğün öncesi orada olması gerektiğini söyleyip gidiyor. Aradan tam 4 yıl geçiyor ve kendisinden haber alınamıyor. 4 yıl sonra bir kontun evinde kurşun izi olan bir tablo, Silvio'dan haber alınmasını sağlıyor.
    5. Bölüm Tipi; Marya Gavrilovna, tüm genç erkeklerin evlenmek için can attığı genç bir kızdır. Vladimir'e olan aşkı ailesi tarafından şiddetle karşı çıkılınca sevgilisinin isteği üzerine kaçmaya karar verir. Hasta olduğu bahanesiyle odasına kapanır ve hizmetcisinin yardımıyla, kiliseye gitmek için yola koyulur. Vladimir de aynı saatler de yoldadır. Ancak tipi o kadar şiddetlidir ki; Vladimir yolunu kaybeder ve kendini bir köyde bulur. Bir rehber yardımıyla kiliseye vardığında artık şafak çoktan sökmüştür. Vladimir, askerliğe başvurur ve çok geçmeden gazi olur, birkaç yıl sonra da ölür. Marya ise; yıllar sonra karşılaştığı genç adamın, kendini yıllar öncesine götüreceğinden habersizdir..
    6. Bölüm İstasyon Görevlisi (Menzil Müfettişi)'nde; Yolcuların atlarını değiştirmek ve konaklamak için uğradıkları yerdeki kişi demek olan İstasyon Görevlisi'nin 14 yaşındaki kızı Dunia'nın hikâyesi anlatılıyor. Bir yolcunun ağzından anlatılan hikâyede, kızın bir adamla kaçıp ( ağlayarak), babasıyla bir daha görüşmediğine ve ihtiyar adamın kahrından öldüğüne tanıklık ediyorsunuz.
    7. Bölüm Küçük Hanım (Köylü Kız); İki düşman komşunun birbirini hiç görmeyen çocukları. Liza, hakkında çok şey duyduğu düşman oğlunu tanımak için kız kılığına bürünür ve delikanlıyı kendine aşık etmeyi başarır. Ama gesaba katmadığı bir şey vardır. Babalar barışır ve ikisini evlendirmeye karar verirler. Ancak delikanlı köylü kızı sandığı kişiye aşıktır. Bu evliliğin olmaması için harekete geçer..
    8. Bölüm Dubrovskiy'de; Petroviç Troyekurov bölgenin en zengini ve büyük bir malikânede yaşayan, lüks hayatı olan, evinde sürekli eğlenceler düzenleyen bir adamdır. Herkes onun gözüne girmek için elinden geleni yapar. Bir kişi hariç. Andrev Dubrovskiy; kimseye tenezzül etmeyen gururlu bir adamdır ve gururu yüzünden Troyekurov'u kızdırır. Kumpas sonucunda tüm mal varlığı gitmek üzereyken oğluna haber salar ve genç Dubrovskiy geldikten birkaç gün sonra babası ölür. Genç Dubrovskiy babasının sadık halkına rağmen mallarını kaybetmektense, evleri başta olmak üzere her yeri ateşe verir ve eşkiya olarak hayatını sürdürmeye başlar. Düşmanın kızının fransızca hocasının yerine geçip, birine haddini bildirene kadar da kimsenin Dubrovskiy ile ilgili eşkiya olduğundan başka hiç bir bilgisi yoktur.
  • Rus edebiyatının talihsiz bir dehâsı: Puşkin

    Ey güzel ülke! Uzak ülke.
    Ey bilmediğim ülke!
    Ne kendi isteğimle geldim sana,
    Ne de soylu bir atın sırtındl
    Beni bu yiğit delikanlıyı,
    Gençliğin ateşi sürükledi sana.
    Bir de başımdaki şarap dumanları..

    Ataol Behramoğlu'nun çevirdiği, Nadir Göktürk'ün bestelediği Tanju Duru'lu, Emin İgüs'lü ‘’Ezginin Günlüğü'nün’’ seslendirdiği ve severek dinlediğimiz bu dizeler Puşkin’in bir şiiridir.

    Nâzım Hikmet'in; "ömrüm boyunca bir tek şiir çevirdim Türkçeye.’’ dediği şiirin şairidir Puşkin.
    Nâzım Hikmet’in; ‘’öldü diye her seferinde dehşetli bir keder duydum.’’ dediği şairdir Puşkin.
    Nâzım Hikmet’in; ‘'yeryüzünde batısı, doğusu, kuzeyi, güneyi içinde sevdiğin dört şair say deseler, bu dörtten biridir.’’ dediği şairdir Puşkin.

    Nâzım'ın çevirdiğini bahsettiği Puşkin şiiri ise ‘’Kleopetra ve Âşıkları'’dır. ‘’Kleopetra ve Âşıkları’’ şiirinde Puşkin aşağıdaki dizeleri bir şarkıcıya söyletir;

    Mutluluğunuz sizin, benim aşkımdadır,
    Dinleyin beni, ben dilersem eğer, siz
    Benimle bir olabilirsiniz.
    İhtiras alışverişine kim giriyor, kim?
    Aşkımı satıyorum ben,
    Hayatı pahasına bir gecemi benim
    Söyleyin, kim satın alacak içinizden?

    Aleksandr Sergeeviç Puşkin 26 Mayıs (bazı kaynaklar Puşkin’in doğum tarihini 06 Haziran olarak verirler) 1799’da doğdu ve 29 Ocak 1837’de Moskova’da vefat etti.

    Annesi ve babası çok kültürlü, soylu ve aristokrat insanlardır. Puşkin, ilk bilgilerini yabancı eğitmenlerden edinir. Henüz sekiz yaşındayken Fransızcası Rusçası kadar iyidir. On bir yaşına geldiğinde ise özgürlükçü yazarlarına hayran olduğu Fransız Edebiyatı’nı neredeyse ezberler ve Fransızca şiirler yazmaya başlar.

    Kendisine Rus masallarını anlatan, eski Rus türkülerini söyleyen yaşlı dadısı Arina Rodionovna ona Rus halkının ruhunu aktarır ve Arina’nın anlattıkları, Puşkin’in çocukluk ruhunda silinmez izler bırakır.

    Puşkin, dönemin baskıcı ortamına ve yönetime karşı, sanatın özgürlüğü konusunda düşüncesini eserlerinde ustaca yansıtır. Bir şiirinde bunu net bir şekilde görmekteyiz:

    Çünkü yasak tanımaz rüzgâr, 
    Zincir vurulmaz kartala, genç kız kalbine. 
    Şair de öyledir işte 
    İçinden geldiği gibi yaşar... 

    Eserlerinin bir kısmını görevli olarak gittiği Kafkasya’da yazar. Burada ünlü "Kafkas Esiri" (Kavkazskiy Plennik -1822, şiir) ve "Bahçesaray Çeşmesi" (Bakhchisarayskiy Fontan – 1824, şiir) adlı eserlerini yazar. Bu dönemdeki şiirlerinden birisinin adı da ‘’Gece sisi kaplamış tepelerini Gürcistan’ın’’dır:

    Gece sisi kaplamış tepelerini Gürcistan'ın;
             Karşımda akıyor Aragva uğultulu.
    Hem hüzün hem bir hafiflik var içimde; kederliyim,
             Seninle dopdolu, aydınlık bir keder bu.
    Seninle, sadece seninle... Hiçbir şey
             Bozmuyor, tedirgin etmiyor üzgünlüğümü,
    Ve yürek yeniden tutuşuyor, seviyor yeniden,
             Sevmemesi olanaksız çünkü.

    Puşkin, bir baloda eski yüksek rütbeli bir memurun kızı olan Natalya Gonçarova ile karşılaşır ve büyüleyici güzellikteki bu genç kıza âşık olur. Puşkin’in mutsuzluğuna, talihsizliğine ve çok genç yaşta ölümüne giden yolun başlangıcı olur bu karşılaşma, bu aşk ve bu yanlış tercih; yeryüzünde çoğu insanın yaptığı gibi… Natalya edebiyatla hiçbir ilgisi olmayan, Puşkin’i bir şair olarak umursamayan, aklı fikri kendine rahat bir yaşam sağlayacak bir koca bulmakta olan sıradan biridir ve ailesinin de ondan pek bir farkı yoktur.

    Puşkin Natalya’ya evlenme teklif eder; Natalya ise, şairin evlenme teklifini belirsiz bir tarihte cevaplanmak üzere erteler. Puşkin, bu durum karşısında umutsuzluğa kapılır ve Cervantes’in söylediği; ‘’aşk, göğüs göğüse çarpışarak değil, ancak kaçarak yenilebilir bir düşmandır’’ sözüne uyarak Moskova’dan uzaklaşmak ister. Bu nedenle de, 1829’da, Natalya’yı unutabilmek amacıyla bir gözlemci olarak Rus ordusuna katılır ve Osmanlı topraklarına Erzurum’a kadar gelir. Sonradan yazdığı “Erzurum Yolculuğu” adlı eserinde yol izlenimlerini anlatır.

    İşte bu yolculuğunda Sibirya’dan Polonya’ya kadar bilinen bir aşk şiirini Erzurum’da yazar; Türkçe okunuşu ile  "Ya vas lyubil"; ‘’Seviyorum Sizi’’ Ataol Behramoğlu’nun çevirisiyle Türkçesi; (Seviyorum Sizi, Aleksandr Puşkin, Türkiye İş Bankası Yayınları, Çeviren: Ataol Behramoğlu, 2006)

    Seviyordum sizi ve bu aşk belki
    İçimde sönmedi bütünüyle.
    Fakat üzmesin sizi artık bu sevgi
    İstemem üzülmenizi hiçbir şeyle.
    Sessizce, umutsuzca seviyordum sizi.
    Bazen çekingenlik, bazen kıskançlıkla üzgün.
    Bu öyle içten, öyle candan bir sevgiydi ki
    Dilerim bir başkasınca da böyle sevilin.

    Moskova’ya dönen Puşkin, Natalya’ya evlenme teklifini yineler. Uzun çekişmelerden sonra Natalya’nın ailesini de ikna etmeyi başarır ve sonunda nişanlanırlar. Natalya ise, bu duruma karşı kayıtsız kalır ve sadece izlemekle yetinir. Natalya’nın bu tutumu da sonuna kadar böyle devam eder. Yaşamını çekilmez kılan bir kayınvalidesi ve kusursuz ama yapay bir çiçek olan eşi vardır artık Puşkin’in.

    Ayrıca rejim karşıtı söylemleri nedeniyle de bitmek bilmeyen soruşturmalar ve yasaklamalar yüzünden içi büyük bir acıyla dolsa da Puşkin, yazmaya devam eder. “Yevgeni Onegin”, “ Don Juan” , “Veba Sırasında Ziyafet” gibi manzum tragedyalarını ve “Dubrovski”, “Maça Kızı” gibi önemli eserlerini bu dönemde yazar. Gogol’la olan arkadaşlığı da bu döneme rastlar. Öyle ki, Gogol’a ünlü ‘’Ölü Canlar’’ romanını yazma fikrini Puşkin verir.

    ‘’Şair’e’’ şiiri ise bu döneminin eseridir; Sefer Aytekin’in çevirisiyle ‘’Şair’e’’ şiiri;

    Ey şair! Kulak asma, sevgisine sen halkın
    O canım methü sena, anlık gürültü, geçer;
    Kuru kalabalığın gülüşünü duyarsın,
    Ve aptalın hükmünü; fakat metin ol, boşver.
    Sen Çarsın; yalnız yaşa, yolunda yalnız yürü,
    Yürü, hür vicdanının seni çektiği yere,
    Olgunlaştır, sevgili meyveyi, tefekkürü;
    Hizmetine karşılık bir mükâfat bekleme.
    Her şey sendedir, sende; büyük mahkeme sensin;
    Eserine, elden çok, kıymet biçebilensin,
    Söyle ey titiz şair, sen ondan memnun musun?
    Memnunsan, kalabalık varsın küfretsin sana,
    Tükürsün, ateşini yakan ulu mihraba,
    Şamdanını, çocukça öfkeyle, sarsadursun.

    Evde mutluluğu bulamayan Puşkin’in kadınlara aşırı bir düşkünlüğü oluşur. Şu sözü bu özelliğini anlatır: ‘’Mutluluğun iki biçimi vardır. Biri bir kadına sabırsız bir halde umutla giderken ve diğeri bir kadından ve tutkudan kurtulmuş olarak geri dönerken.’’

    Evime çekinmeden, serbestçe
    evimin kadını olarak gir...

    diye söyler Puşkin şiirinde bütün güzel kadınlara…

     ‘’Erzurum Yolculuğu’’ kitabında, Anadolu halkı ile İstanbul şehri halkının ve sarayın çözülmesini, halk ile yönetimin kopukluğunu, kendi yarattığı yeniçeri Eminoğlu karakterinin ağzından güzel bir şiirle anlatmıştır, Ataol Behramoğlu’nun çevirisiyle;

    Gâvurlar övüyor şimdi İstanbul'u
    ama yarın demir ökçeleriyle
    uyuyan bir yılan gibi ezecekler onu
    ve çekip gidecekler bırakıp öylece
    İstanbul bırakmasın hala uykuyu

    (Şiir uzun, şiirin tamamını yazımın sonunda veriyorum.)

    1833'te tamamladığı şiirsel romanı ‘'Yevgeni Onegin’' Rus edebiyatı’nın en büyük başyapıtı olarak görülür. Bu eseri 1879 yılında operaya uyarlanır. Rus asıllı Amerikalı yazar Vladimir Nabokov  '’Yevgeni Onegin’' için ‘’yabancı bir dilde anlam derinliğiyle verilmesi mümkün değildir”  diye ifade eder.

    En büyük eseri "Yüzbaşının Kızı" ile ilgili olarak Gogol şöyle demektedir: ‘’Yüzbaşının Kızı ile karşılaştırılınca bütün romanlarımız ve büyük hikâyelerimiz yavan kalıyor. Saflık, yumuşaklık öyle bir yüksekliğe ulaşıyor ki bu yapıtta, gerçek bile yapmacık ve karikatürize edilmiş gibi görünüyor. Ortaya gerçekten de ilk olarak Rus karakterleri çıkıyor. Kalenin basit komutanı, karısı, bayraktar, biricik topuyla kalenin kendisi, zamanın karışıklığı, sıradan insanların o alçak gönüllü büyüklüğü. Bütün bunlar yalnızca gerçek değil, onu da aşan bir şey.’’

    Puşkin Rus ve dünya yazınına, aralarında ‘’Ruslan ile Ludmila’’, ‘’Çingeneler’’; ‘’Bahçesaray Çeşmesi’’, ‘’Kafkas Tutsağı’’, ‘’Yevgeni Onegin’’ gibi anlatı - şiirler de bulunan ölümsüz bir şiir mirası bırakmıştır. Fakat onun ‘’Byelkin′in Hikâyeleri’’, ‘’Dubrovski’’, ‘’Yüzbaşının Kızı’’ vb. öykü ve romanları da, şiir türündeki yapıtlarından daha az ünlü değildir.

    Şiir çevirisinin özel güçlükleri nedeniyle, kendi ülkesi dışında şiirlerinden çok, öykü ve romanlarıyla tanınmaktadır. Her şair Puşkin’den izler taşır. Çünkü Puşkin şiirin ölümsüz yaratıcılarından, yol göstericilerinden biridir. Son yazdığı şiirlerinden birisidir;

    Tüm arzularımı yaşadım ben 
    Hayallerime de soğudum artık 
    Sadece acılarım kaldı içimde 
    Meyveleri kalbimdeki boşluğun...

    38 yaşına rağmen tüm arzularını yaşamıştır artık, hayallerine de soğumuştur, sadece acıları kalmıştır içinde. Bu yaşta sanki intiharına karar verir; çünkü ömrünün bu anında kader George Charles d'Anthès adında Fransız Ordusunda görev yapan birisi ile karşılaştırır O’nu.

    Puşkin, o sıralarda kendisine yazılan birkaç imzasız mektup aracılığıyla, d'Anthès adındaki bu Fransız delikanlısının eşi Natalya Puşkin’e kur yaptığını, Natalya’nın da buna kayıtsız kalmadığını öğrenir. 1837’de d'Anthès’i düelloya çağırır. Bu bir anlamda Puşkin’in ölüme meydan okuyuşudur. Çünkü d'Anthès’in ordunun en iyi nişancılarından olduğu bilinmektedir.

    27 Ocak 1837'de St.Petersburg yakınında düellonun yapılmasına karar verilir. Puşkin'in şahidi arkadaşı Danzas'tır. Düello'da kullanacağı silahı almak için gümüşlerini sattığı iddia edilir. Düelloda Puşkin tarafından omzundan yaralanan d'Anthès, Puşkin’i karnından yaralamayı başarır.

    "Yüzbaşının Kızı" romanındaki yazdığı şekilde gerçekleşen düello sonucu iki gün boyunca can çekişen Puşkin, 29 Ocak 1837 yılının soğuk bir öğleden sonrası yine bir hikâyesinin kahramanı gibi hayata gözlerini yumar.

    Şairin öldüğünü duyunca evinin kapısının önünde toplanan ve ‘’Yevgeni Onegin’’in son baskısını kapış kapış tüketen halk, şairin ölümü üzerine neredeyse hükümete karşı bir ayaklanma noktasına gelir. Bu gerekçe ile olayların çıkmasından çekinen polis, bir gece yarısı, şairin tabutunu gizlice kiliseden alır ve Mihaylovskoye köyüne götürerek toprağa verir.

    Rus edebiyatı uzmanı Ataol Behramoğlu bir yazısında Puşkin’in Çar karşıtı olması nedeniyle bu düellonun bir komplo olabileceğini yazar.

    Moskova’da Kremlin’e dik inen Tverskaya Ulitsa (caddesi) üzerinde hemen Puşkinskaya Metrosundan Tverskaya çıkışının açıldığı yerde heybetli bir heykeli bulunmaktadır.

    26 Mayıs 1880’de Moskova’da yapılan bu Puşkin Heykeli’nin açılış törenine, Dostoyevski bir konuşma yapması için davet edilir. Kendi çalışmalarına ara veren Dostoyevski, hayatı boyunca hayranlık duyduğu, manevi yol göstericisi ve büyük Rus dehâsı olarak gördüğü Puşkin hakkında bir konuşma hazırlar. Tören Çar’ın emriyle ertelenmesine rağmen, Dostoyevski büyük bir cesaretle yola çıkar ve konuşmasını yapar. Rus edebiyatında “büyük bir olay” ve bir dönüm noktası olarak değerlendirilen bu konuşmada Dostoyevski, tüm hayatı boyunca karşılaştığı, kendisine yöneltilen suçlama ve eleştirilere meydan okur; Batıcılarla Slavcıları, halkla aydınları, Rusya’yla Avrupa’yı uzlaştırmaya çalışır.

    Puşkin’in heykelini çevreleyen küçük park, Moskova’da sevgililerin önemli buluşma mekânlarından birisidir.  Bu parkta amatör müzik grupları konserler verir. Puşkin’in heykelinin önünde her daim taze bırakılmış çiçekler bulunur. Nedeni bir Rus’a sorulduğunda; ‘’Puşkin’i sevmek Rusya’da bir gelenektir’’ cevabı verilir. Çünkü oralarda hâlâ vefa vardır, sanata, edebiyata saygı vardır, kadir kıymet bilme vardır, bizde olduğu gibi şairlerin mezarları tahrip edilmez.

    Birçok kişi tarafından en büyük Rus şairi ve Rus edebiyatının kurucusu kabul edilir. Tüm Rus kitaplarında adı "bir dâhi" olarak anılır. Puşkin, klasik Batı edebiyatını ve Rus halkının ruhunu sentezleyerek, Rus edebiyatı’nda “gerçekçilik akımı”nı başlatan şair ve yazardır. Rusların Dante'si olduğu söylenir. Dante nasıl İtalya'ya bir dil armağan ettiyse Puşkin de Ruslara o enfes edebiyat dilini hediye etmiştir. Dostoyevski onun için '’Rus edebiyatının peygamberidir’' der… Tolstoy da Puşkin hakkında söyle der: "Ondaki güzellik duygusu kimsede olmadığı kadar gelişmiştir. Sanatçıya gelen ilham ne kadar güçlü olursa, onu esere yansıtmak için gereken çaba da bir o kadar büyük olur. Puşkin’in şiirleri öylesine sade ve pürüzsüzdürler ki, aynen bu şekilde ona aktarıldığını düşünürüz. Oysa onun bu sadelik ve pürüzsüzlüğe ulaşmak için ne kadar emek sarf ettiğini bilmeyiz."

    Puşkin çevirileriyle bilinen ünlü Türk edebiyatçı ve şair Ataol Behramoğlu Puşkin hakkında şunları söyler: ‘’Ben, Puşkin’in hemen hemen tüm şiirlerini de Türkçeye tercüme ettim. Türkiye’de basılan ‘Sizi Seviyorum’ kitabında Türk okuyucuları Puşkin’in pek çok lirik şiirlerini bulabilirler. Puşkin’in doğum günü olan 6 Haziran, herkes için, Rus edebiyatı ve tüm Ruslar için çok önemli gündür. Puşkin’in eserlerinden hiç olmazsa bazı satırlar bilmeyen bir tek Rus insanı, hatta bir tek Rus çocuğu bulunmaz sanırım. Puşkin’in sanatı, Rus dili hazinesidir.’’

    Tarihçi İlber Ortaylı Siyaset Bilimi doktora derslerinde annesini derse getirir ve annesi de öğrencilerine Rusça Puşkin'in şiirlerini okurdu... .

    Puşkin’i okumadan bu dünyadan gitmemek lazım! Puşkin’i tanımak için en azından "Yüzbaşının Kızı" okunmalı diye düşünüyorum.

    Osman AYDOĞAN

    Erzurum Yolculuğu  

    Gâvurlar övüyor şimdi İstanbul'u
    ama yarın demir ökçeleriyle
    uyuyan bir yılan gibi ezecekler onu
    ve çekip gidecekler bırakıp öylece
    İstanbul bırakmasın hala uykuyu

    İstanbul peygamberin yolundan ayrıldı
    onu baştan çıkardı kurnaz batı
    dalarak utanç verici zevklerin koynuna
    o ihanet etti duaya ve kılıca
    küçümsüyor artık savaş alanından akan teri
    şarap saati oldu dua saatleri

    Söndü inancın kutsal ateşi
    dolaşır evli kadınlar mezarlıklarda
    her kocakarı her hacı ana
    hareme sokarlar erkekleri
    işbirlikçi harem ağası uykuda

    Ama Erzurum öyle mi ya?
    bizim dağlı, çok yollu kentimiz
    kapılmadık biz zevkü sefaya
    yüzvermedik isyan şarabına
    günah yolundan gitmedik, gitmeyiz

    İnanç sahibiyiz, oruç tutarız
    kutsal sulardır doyuran bizi
    düşman üstüne rüzgâr gibi
    uçup gider atlılarımız
    girilmez haremlerimize
    serttir harem ağalarımız
    kadınlar rahatça otururlar içerde

    Puşkin’in Eserleri

    Ruslan i Lyudmila – Ruslan ve Ludmila (1820) (şiir)
    Kavkazskiy Plennik – Kafkas Esiri (1822) (şiir)
    Bakhchisarayskiy Fontan – Bahçesaray Çeşmesi (1824) (şiir)
    Tsygany, – Çingeneler (öyküsel şiir) (1827)
    Poltava (1829)
    Küçük Trajediler (1830)
    Boris Godunov  (1825) (dram)
    Papaz ve uşağı Balda'nın Hikâyesi (1830) (şiir)
    Povesti Pokoynogo Ivana Petrovicha Belkina – İvan Petroviç Belkin'in hikâyesi (Beş kısa hikâyeden oluşur: Atış, Kar Fırtınası, Cenazeci, Menzil Müdürü ve Bey'in Kızı) (1831) (düzyazı)
    Çar Saltan Masalı (1831) (şiir)
    Dubrovsky (1832-1833, yayınlandı1841, roman)
    Prenses ve 7 Kahraman (1833, şiir)
    Pikovaya Dama – Maça Kızı (hikâye) (1833) daha sonra operaya uyarlanmıştır.
    Altın Horoz (1834, şiir)
    Balıkçı ve Altın Balığın Hikâyesi (1835, şiir)
    Yevgeni Onegin (1825-1832) (şiirsel roman)
    Mednyy Vsadnik – Bronz Süvari (1833, şiir)
    Yemelyan Pugachev isyanının Tarihi (1834, düz yazı)
    Kapitanskaya Dochka - Yüzbaşının Kızı (1836, düz yazı)
    Kirdzhali – Kırcali (kısa hikâye)
    Gavriliada
    Istoriya Sela Goryukhina – Goryukhino Köyü'nün Hikâyesi (bitirilmemiştir)
    Stseny iz Rytsarskikh Vremen – Şövalye Hikâyeleri
    Yegipetskiye Nochi – Mısır Geceleri (kısa şiirsel hikâye, bitirilmemiştir)
    K A.P. Kern – AP. Kern'ne (şiir)
    Bratya Razboyniki – Haydut Kardeşler (oyun)
    Arap Petra Velikogo – Büyük Petro'nun Arabı (tarihsel roman, bitirilmemiş)
    Graf Nulin – Kont Nulin
    Zimniy vecher – Kış akşamı
  • Deli Petro nun torunlarina konstantinapolis ve hindistan a mümkün olduğunca yaklaşmalarını tavsiye etmesi vok doğaldır.
    "Buraları yönetenler dünya nın gerçek hakimleri olacak.
    Hem osmanlı da hem de iran da sürekli savaş çıkarmalı."
  • Bir gülüşün var ayakta kötü elbet
    bulvarcıklarında bir dudak gül gibi


    Bütün ellerinin sokakları aşktır senin a. petro.
  • Kastamonu Vilayeti’ nin Osmancık Kasabasının küçük bir köyünden çıkıp İstanbul’ a gelen bir köylü genci ile Litvanya’ nın Kurland köyünden çıkıp bir papazın metresi olarak hayata atılan bir kadının kaderi aynı çizgide yükseldi…
    Köylü Mehmet, baltacılıktan Osmanlı Sadrazamı Mehmet paşalığa yükselirken; Martha isimli genç kız da Marienburg şehrinde bir papazın metresi iken Rus Çarı Deli Petro’ nun gözde sevgilisi Katerina olmuştu. Kader çizgisi daima yükselen bu iki insanı Prut Nehri karşı karşıya getirdiğinde; birisi ikbalin zirvesine doğru tırmanmaya devam ederken, diğeri de ulaştığı en yüksek zirveden hızla yere düşüyordu.
    Tamamen tarihi belgelere dayanan bu roman, Baltacı & Katerina ilişkisindeki tüm gerçekleri de gözler önüne seriyor. Şimdiye kadar Baltacı ile Katerina hakkında okuduğunuz tüm romanları bir kenara bırakın! Tarihin bu iki şahsiyeti hakkındaki tüm gerçekler bu roman ile hayat buluyor! Hayale, iftiraya, kurguya, asparagasa sığınmayan, tarihi belge ve bilgilerin ışığından sapmayan bir çizgide kaleme alınan Baltacı romanı ile bildiğinizi sandığınız birçok şeyi bilmediğinizi idrak edecek, Baltacı Mehmet Paşa ve Katerina’ yı daha yakından tanıyacaksınız!