Aysun

“Kıbrıs Türktür, Türk Kalacaktır!”
10/10
·140 syf.·
2021 19. kitabı
Böyle bağıra bağıra ellerinde bayraklarla İzmir Lokantasının camlı kapı kanadını, birden arkaya çarptırarak içeriye daldılar… İçeride kimler mi var? Elbette Aziz Nesin ve Mansur Tekin. Devamını, Aziz Baba’nın yeren, güldüren, hüzünlendiren anılarının yer aldığı "Salkım Salkım Asılacak Adamlar" kitabından okumalısınız. Ben ise burada sadece olayların akışından biraz bahsedeceğim. Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atıldığı haberi radyolardan duyurulmuştu. Planlı bir şekilde, Menderes hükümetinin el altından kışkırtmasıyla, yoksul, talancı ve yağmacı ayaktakımı tarafından, İstanbul’da yaşayan Rum ve diğer azınlıklara karşı yakıp yıkma, yağmalama, yerlerinden yurtlarından etmeye yönelik 6 -7 Eylül 1955’te gerçekleşen toplu bir saldırı olup sonrasında ise önüne geçilemeyen bu denli yıkıcı olabileceği kestirilememiş olaylardır. Bu olayların bilançosu ise oldukça ağırdır. “11 kişi öldürülmüş, 300 kişi yaralanmıştır. Resmî rakamlarca 60 olan ama tecavüze uğrayan ve utanmalarından ya da korkmalarından dolayı şikayette bulunamayan kadın sayısının 400’e yakın olduğu tahmin edilmektedir. 4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5.317 mekân saldırıya uğramıştır." Bu olayların gerçek sorumluları Menderes hükümetiydi. Düzenlenen bu tertibatı tabiki birilerinin üstüne yıkmak gerekiyordu. Ve bu arayışta hiç zorlanmadılar. Her dönemin günah keçisi hazırdı. Komünistler!.. Menderes hükümeti tarafından, o dönemdeki sol görüşlü, aydın, hükümet karşıtı kimler var ise bu işin kışkırtıcıları ve suçluları olarak sorgusuz sualsiz tutuklamışlardır. Neden tutuklandıklarını dahi bilmeden! Aziz Nesin´in de içinde bulunduğu yaklaşık 60 kişilerdi. Kemal Tahir, Hasan İzzettin Dinamo, Asım Bezirci, Mustafa
1000Kitap
Salkım Salkım Asılacak AdamlarAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 2015376 okunma
Reklam
Bir gecede cahil kaldık!..
10/10
·211 syf.·
2021 12. kitabı
Ankara'dan doğu illeri istikametine ne zaman yolculuk etmişsem, Hasanoğlan tabelası mutlaka gözūme ilişmiştir. Her defasında içim burkularak bakmışımdır o tabelaya, çünkü Hasanoğlan demek, benim için Köy Enstitüleri demekti. Okuduğum kitabı bitirince yine gözümün önünden içimi burkarak geçti gitti o tabela... Bir iki sayfa çevirdikten sonra: "Tonguç Baba'nın saygıdeğer anısına sunuyorum. Son görüşmemiz de "Enstitü'ye nasıl girdiniz, nasıl okudunuz, bu duruma nasıl geldiniz, biriniz bunu anlatın" sözü üzerine, çok geç de olsa, ben bu görevi yerine getiriyorum. Talip Apaydın" başladım okumaya. Yoksulluk ve sıkıntı içinde büyüyen, her şeye aç bir köy çocuğunun, köy enstitüsü gerçeğini bizlere ilk ağızdan anlatımıdır aslında bu kitap. Köy Enstitülerinin amacı, onları salt teorik bilgi ile donatmak değil, işleyen demir ışıldar misali her türlü mesleki eğitimi kazandırarak köy öğretmenliğine hazırlamaktı. Tarım işleri, kendi sebze meyvesini üretmek, inşaat işleri, tuğlacılık, demir işçiliği, marangozluk, dikiş, temizlik, aşçılık konularında uygulamalı mesleki dersler alıyorlardı. Kendi binalarını inşa ediyorlar, elektrik santrali kuruyorlar, araziyi tarıma elverişli hale getirerek üretim yapıyorlar... “Hani eğitimde amaç “üretim” değildir falan derler ya, bizim amacımız düpedüz üretimdi. Daha çok daha fazla iş çıkarmaya, verim almaya çalışıyorduk. Okul yaşamın bir parçasıydı. Biz karada yüzme talimi yapar gibi hazırlanıyorduk, bizzat hayatı yaşıyorduk, hayatın bütün gereklerini yerine getiriyorduk.” demiş yazarımız. Düşünün ki, Köy Enstitüleri marşı bile bizlere bu kurumların amacını bütün çıplaklığı ile anlatmaktadır. Sürer, eker, biçeriz güvenip ötesine. Milletin her kazancı, milletin kesesine. Toplandık baş çiftçinin Atatürk'ün sesine Toprakla savaş için ziraat
Eğitim
Köy Enstitüsü YıllarıTalip Apaydın · Literatür Yayıncılık · 2009388 okunma