Ankara'dan doğu illeri istikametine ne zaman yolculuk etmişsem, Hasanoğlan tabelası mutlaka gözūme ilişmiştir. Her defasında içim burkularak bakmışımdır o tabelaya, çünkü Hasanoğlan demek, benim için Köy Enstitüleri demekti. Okuduğum kitabı bitirince yine gözümün önünden içimi burkarak geçti gitti o tabela...
Bir iki sayfa çevirdikten sonra:
"Tonguç Baba'nın saygıdeğer anısına sunuyorum. Son görüşmemiz de "Enstitü'ye nasıl girdiniz, nasıl okudunuz, bu duruma nasıl geldiniz, biriniz bunu anlatın" sözü üzerine, çok geç de olsa, ben bu görevi yerine getiriyorum. Talip Apaydın" başladım okumaya.
Yoksulluk ve sıkıntı içinde büyüyen, her şeye aç bir köy çocuğunun, köy enstitüsü gerçeğini bizlere ilk ağızdan anlatımıdır aslında bu kitap.
Köy Enstitülerinin amacı, onları salt teorik bilgi ile donatmak değil, işleyen demir ışıldar misali her türlü mesleki eğitimi kazandırarak köy öğretmenliğine hazırlamaktı. Tarım işleri, kendi sebze meyvesini üretmek, inşaat işleri, tuğlacılık, demir işçiliği, marangozluk, dikiş, temizlik, aşçılık konularında uygulamalı mesleki dersler alıyorlardı. Kendi binalarını inşa ediyorlar, elektrik santrali kuruyorlar, araziyi tarıma elverişli hale getirerek üretim yapıyorlar... “Hani eğitimde amaç “üretim” değildir falan derler ya, bizim amacımız düpedüz üretimdi. Daha çok daha fazla iş çıkarmaya, verim almaya çalışıyorduk. Okul yaşamın bir parçasıydı. Biz karada yüzme talimi yapar gibi hazırlanıyorduk, bizzat hayatı yaşıyorduk, hayatın bütün gereklerini yerine getiriyorduk.” demiş yazarımız.
Düşünün ki, Köy Enstitüleri marşı bile bizlere bu kurumların amacını bütün çıplaklığı ile anlatmaktadır.
Sürer, eker, biçeriz güvenip ötesine.
Milletin her kazancı, milletin kesesine.
Toplandık baş çiftçinin Atatürk'ün sesine
Toprakla savaş için ziraat