Unutmak belleğin zamana karşı malubiyetidir.
Eskiden çok kafa yorduğum bir eylemdi. Hayatıma girip bir şekilde çıkmış insanları unutmaya çalışırdım. Bu bir arkadaşım için de geçerliydi, yıllarımı geçirdiğim sevgilim için de. Ama bu algım kendiliğinden değişmeye başladı.
Artık kimseyi unutmaya çalışmıyorum. Canımı yakan hatıraları beynimin gerisine atmaya çalışmıyorum. Kabullenmek kelimesinin gücünü iyice anlamaya başladım, büyümek bu sanırım. Hayatımda bazı insanlara ait bazı zaman dilimleri olduğunu ve bunların benim hayatımı oluşturduğunu kabullendim. Onların artık hayatımdan çıkmış olsalar bile hayatımın bir parçası olduklarını kabullendim. Unutmak için çırpınmıyorum artık. Onlar belki hayatımın sonuna kadar kafamın bir köşesinde yaşayacaklar, belki de zamanla artık aklıma bile gelmeyecekler, bilmiyorum ama kimseyle kimsenin yerini doldurmaya çalışmıyorum, ki çalışsam da dolmayacağını öğrendim.
Kin ve nefret duymuyorum, hiç duymadım. Kötü anıları değil iyi olanları hatırlıyorum. Hiç kötü söz etmedim arkalarından , beddua hiç dökülmedi dilimden . Yollarının açık olmasını ve mutlu olmalarını istedim çünkü kötü hatırlanmak hiç istemem . Allah gidenlerin, kalanların gönlünü ve yolunu aydınlık etsi.Herkesin kendi yeri kendi zamanı var hayatımızda. Bunu kabullendim.
Geçmişi unutmak yerine onları kabullenip , yaşamayı seçtim.
Unutmak diye bir ilaç var, zor bulunan kesin etki edip iyileştiren.
Son görüşmemizde, ilk tanıştığımızdan daha yabancıydık. Hayat, birbirimizi çok iyi tanıyan iki yabancı etti. Birgün karşılaşırsak bir yerlerde ve gelirsek göz göze, ama düşman ama pişman... unutmak zor... size unutursunuz diyemem ama alışırsınız elbet. Zaman insana alışmayı öğretir, unutmayı asla.
A.Karaçay