Adem Akgül

Adem Akgül
@aakgul2941
Osmanlı ekonomisinin çeşitli sektörleri ile alakalı ampirik gözlemden hareketle, asgari üç ülkeye ülkeye dayanan bir modelin bu amaca yeterli olacağını düşündüm. Burada vakit olmadığı için ayrıntılara pek giremedim, ama 1.02 makalede açıkladım bunları. Provizyonizm try Thisyonalizm ve piskolojim olarak tespit ettiğim bu ülke, Osmanlı ekonomisinin içinde yerin içine yerleştiği genel çerçeveyi, matematik ifadeyle bir nevi koordinat sistemini oluşturur. Herkesin kıtlığa düşmeden varolmaya devamını sağlamaktır. Bunu yaparken halkın adalet içinde refahı da düşünür. Ancak bu, siyasetin bir gereği olarak değilde, dinin emri olarak yapılır. Zira İslam’a göre halk, yöneticileri Allahın bir emanetedir. Provizyonizm, iç pazarda mal arzını yüksek tutmak üzere ihracatı engeller, ithalatı serbest bırakır. Hiç talebi karşılamadıkça bir model ülke dışına çıkmasını istemiyor, bunu engelliyor ve buna karşılık ithalinin teşvik ediyorsanız, o mal konusunda profesyonelsinizdir demektir. Bu anlamda provizyonizm her yerde, her zaman görülebilir. Geçmişte, sanayi öncesi ekonomilerde, üretimin yetersizliği yapısal olarak zaman zaman karşılaşılan bir problem olduğu için çeşitli mallar bakımından provizyon iste uygulamalarda çok tu. Avrupa’da Merkantilizm politika izleyen ülkelerde bile bazı mallarda, mesela hammaddeler de, özellikle yerli sanayide kullanılan hammaddeler de,Provizyonist olmak normalde: buna, zaman zaman bazı gıda maddeleri de eklenirdi. Çeşitli ülkeler, değişik zamanlarda, şu veya bu mal için provizyon işte olabildiğine göre, osmanlıyı provizyonist olarak nitelemenin ne anlamı vardır, diye sorulabilir. Buna, Osmanlı ticaret hayatını inceleyenler için verilecek cevap açık ve kesindir: osmanlar bütün mallar için gıda, ham, mamul tefe iki yapmadan, genel ve yaygın provizyonz mi 16.
Sayfa 76·Kitabı okudu
Reklam
Peki Avrupa’da sanayi devrimi nasıl doğdu bilimsel gelişme nasıl doğdu? Oldukça homojen nüfus kitlelerine dayanan mono gittik olmaktan uzak iktidar yapıları ile az çok birbirine benzeyen Avrupa devletlerinin hem birbirleri ile amansız yarışma ve rekabet içinde çatışmaları, hem de Greko Latin kültürü ile hıristiyan dininin sağladığı ortak değerler zemininde yoğun iletişim ve dayanışma içinde kalan etkili sosyal grupları bünyelerinde barındırmaları, tarihte benzeri az bulunur özel bir ortam oluşturmuştur. Bu ortamın imkan verdi iletişim ile rekabet arasındaki hassas dengeye dayanan ilişki sisteminin devletler üzerinde, sözü edilen tutum ve faaliyetlerin Hem yönünü, hem de yoğunluğunu belirlemede çok önemli etkileri olduğu muhakkaktır.
Sayfa 32·Kitabı okudu
Önsöz
Bu alana ilk adımımı attığım 19altmışlı yılların başlarında aydın kama oyunun Osmanlı tasavvuru ana hatları ile şöyleydi: ‘Osmanlılar doğu Akdeniz’de ve Avrupa’nın güney doğusunda kaba kuvvetle hakim oldular. İlk on padişah enerjik adamlardı; onların liderliğinde bu kaba kuvvet erbabı Viyana kapilarina kadar dayandı. Ama daha sonra tahta geçen padişalar zayıf, iradesiz adamlardı, zevke rüşvet ve saray entrikaları içine gömülerek fitillerden koptular. Dış alemde meydana gelen değişme ve gelinliklerden habersiz kaldıkları için kaba kuvveti de koruyamadılar ve kaçılmaz gerileme başladı. Kaba kuvvetle sağladıkları dış sömürü kaynakları kurudukça hiç zümre yöneldiler. Yöntemleri zaten hukuk dışı ve keyfiydi; refahı ile esasen hiçbir zaman ilgilenmedikleri halkı, üstelik rüşvet ve sosyal soygunla sömürmeye kalkmaları, bindikleri dalı kesme anlamına Geldiği için giderek kaba gücü de tamamen kaybettiler ve Viyanadan Edirne’ye dönmek zorunda kaldılar. Giderken de bir medeniyet başarısı göstermiş değillerdi. Bugün pek bir işe yaramayan birkaç cami ile suyu bile atmayan Çeşmelerden başka bıraktıkları herhangi bir eserde yoktur. Sanatı edebiyatı, şiiri demode olduğu için çoktan terk edilmiştir. Bilim, felsefe, hukuk, fikir ve teknolojide herhangi bir hayat işareti zaten gösterebilmiş değillerdi. Kurmuş oldukları zorba düzenin, daha doğrusu düzensizliği sona ermesi yalnız balkan milletleri için değil, bizzat Türkiye için de bir kurtuluştur. Bu medeniyet yoksunu dönemi kapanmış olmak başlı başına bir başarıdır.” Bu görüşün milliyetçiliğin etkisiyle biraz yumuşatıp olumlu sayıdan yanlılarının öne çıkarılması elimizde mevcuttur. Buna göre Osmanlıların güçlü oldukları dönem, önemli bir medeniyet başarılıları olmadığı kabul edilse bile, yüceltiliyordu. Kuruluş ve yükseliş diye