Okumak ve koşmak, benim için tutku ve özgürlüğün buluştuğu iki yol. Okumak zihnimi yeni dünyalara açarken, koşmak okuduklarımı içselleştirdiğim bir meditasyon. Her adımda tutku, her satırda yeni bir keşif.
Biz bütün hayalciler ve düşünenler, hepimiz bir Kumaş Mağazası'nda ya da herhangi bir Aşağı Şehir'deki bir başka dükkanda yardımcı muhasebeciyiz. Hesaplar yapar ve kaybederiz; toplayıp geçeriz, bilançoyu çıkarırız - görünmez hesap bakiyesi hep eksidedir.
Ancak bildiğim şeyleri okuyabilirim ben. Başucu kitabım P. Figueiredo'nun A Retorica'sıdır, her akşam bin birinci kez, düzgün bir manastır diliyle yazılmış, retoriğin büyük simalarının hikayelerini okurum, bin kere okuduğum halde adlarını da bir türlü aklımda tutamamamışımdır. Ama dil bana iyi gelir, büyük C'yle yazılan Cizvitlere özgü kelimelerden mahrum kalsam rahat uyuyamam.
Düşlerdeki insanlar, gerçek kişilere göre daha kişilikli, daha hakikidir.
Düş evrenim baştan beri benim biricik gerçek dünyam oldu. Tepeden tırnağa uyduruk kişilerle yaşadığım aşklar kadar gerçek, onlar kadar ateş, kan ve hayat dolu başka aşk yaşamadım. Ne delilik! Üstelik özlemi bile kaldı içimde, ne de olsa tıpkı ötekiler gibi bu aşklar da gelip geçici...
Gurur bile teselli olmuyor. Kendimi ben yaratmadığıma göre, gururlanacak neyim var? Benliğimde övüneceğim bir şeyler olsaydı bile, övünülmeyecek olanlar onları katbekat aşardı.